Seherak Logo

Testing all features.

Testing Instagram link

Sesimi Duyan Var mı?

Çok zaman geçti sevgili…
Hayli yoğundum, sen de yoktun.
Yağmurlar yağdı üzerime,
Sonra güneş açtı, gökyüzü bile kendini onarmayı başardı.
Hatta gökkuşağı bile çıktı bir ara…
Ama sen yine gelmedin.

Ben burada, aynı yerde duruyorum.
Yolları gözlemekten gözlerim buğulu,
Umudu beklemekten yorgunum artık.
Gelmedikçe, içimde bir şeyler eksiliyor.
Her gelmeyişin, bir kanadımı daha kırıyor.
Haberin var mı?

Soramıyorum bile.
"Acaba farkında mısın?" demek bile fazla geliyor artık.
Çünkü bu sessizlikte kendi kendime konuşmaktan
Aklımı yitirmenin eşiğindeyim.
Aynaya bakıp sesli konuşmaya başladım —
Belki biri duyar diye değil,
Sadece ben hâlâ var mıyım diye.

Biliyor musun sevgili,
İnsan bazen sadece bir ses bekler.
Bir “buradayım” fısıltısı bile yeter.
Ama ben ne ses duydum,
Ne ayak sesi…
Sadece yutkunan duvarlar,
Sadece boşluğa çarpıp geri dönen içli cümleler...

Sesimi duyan var mı?
Yoksa ben çoktan unutulmuş,
Kendi yalnızlığında kaybolmuş biri miyim?

Belki de asıl yorgunluk,
Seni değil,
Kendimi beklemekten.

Ne İçin Yanmalı?

Bazen gerçekten durup düşünürsün...
Ve bir an gelir,
Ne için yanacağını bilemezsin.
Giden yıllar mı daha çok yakar içini,
Yoksa onca yılın içinde boşa harcanan zaman mı?

Kendine kızarsın.
Çünkü elinden bir şey gelmemiştir.
Çünkü sustuğun yer, haykırman gereken yermiş meğer.
Çünkü güvendiğin omuz, en çok canını yakan olmuş.

Geçmişe dönüp baktığında,
En güzel yaşlarını avuçlarından kayan su gibi hatırlarsın.
Gençliğin...
En deli, en cesur olman gereken zamanlar —
Belki sessiz geçmiştir,
Belki hep başkaları için yaşamışsındır.

Şimdi ise bir yol ayrımında gibi durursun.
Ne geçmiş seni bırakır,
Ne de gelecek seni çağırır.
Ortada bir boşluk…
Elinden bir şey gelmeden sadece bakarsın.

Ve işte o zaman,
Yanmak istersin.
Ama neye?
Zamana mı?
İçini kemiren “keşke”lere mi?
Yoksa en çok kendine mi?

Aslında en çok kendine yanarsın.
Çünkü hayat geçmiştir.
Ve sen, çoğu zaman seyirci kalmışsındır.

Bir Fincan Kahve, Bir Dal Sigara..

Bir fincan kahvem önümde…
Dumanı tüten, sıcacık görünen ama içimi daha da üşüten bir yudumluk teselli.
Yanında bir dal sigara…
Sanki dert ortağım gibi. Yalnızlığımı bilir, susar, sadece tüter.

Kafamın içinde bir kalabalık var.
Kimse görmez ama hiç susmayan sesler dolaşır durur beynimin kıyısında.
Ne zaman sussalar, bir anlığına bile olsa…
Kalbim başlar konuşmaya  kırgın, nazlı, sessizce ağlayan bir çocuk gibi.
Ne kadar bastırsam da, susturamıyorum.
Her şey birikirken içimde, bir kahveyle, bir sigarayla geçmiyor artık.
Sadece uyuşuyor biraz, sadece geciktiriyor fırtınayı.

Kalbim…
Her şeyin farkında ama konuşmaktan yorgun.
Duyulmayan çığlıklar birikmiş içinde.
Sevilmek istiyor belki, anlaşılmak…
Ama ne zaman kapısını aralasam, içine çekiyor beni,
Orada oturuyorum sessizce, göz göze geliyoruz.

Ben, kahvem, sigaram, ve bir türlü susmayan düşüncelerim…
Bazen sadece bakıyoruz birbirimize.
Kimse kimseye bir şey anlatmıyor,
Ama her şey orada,
Bir fincanın dumanında, bir nefesin ucunda, bir kalbin kırık köşesinde…

Gözlerin Gibi Uzun Bir Yol

Gözlerin…
Beni benden alan, içime işleyen, söylenmemiş ne varsa ortaya seren bir uzun yol.
Sonsuz gibi, dipsiz gibi… Yürüdükçe daha da içine çekiyor insanı.
Ne zaman baksam oraya, kayboluyorum. Ne zaman kendimi arasam, orada buluyorum.

Uzattığım ellerim var sana doğru.
Korkarak, titreyerek ama ümitle…
Bir gün tutarsın diye değil, tuttuğunda beraber düşeriz, beraber boğuluruz diye uzatıyorum o elleri.
Çünkü bazen düşmek de güzeldir,
Eğer yanındakiyle düşüyorsan…

Beraber boğulsak bu suskunlukta,
Beraber ağlasak, beraber susup beraber yeniden başlasak.
Ben artık tek başıma yürümekten yoruldum.
Bir bakışınla siliniyor tüm yollar, tüm yorgunluklar.
Gözlerin, beni öldüren ama aynı zamanda yeniden doğuran bir dua gibi.
Benim tek cümlem, tek yönüm, tek dileğim.

Tut ellerimi…
Ne olursa olsun bırakma.
Beraber kaybolalım,
Beraber boğulalım…
Ama beraber olalım.
 

Zaman Ne Garip Bir Yoldur…

Zaman…
Ne garip bir yol gerçekten.
Yapmam dediğin, dönüp bakmam dediğin, affetmem dediğin ne varsa
Bir gün öyle bir an gelir ki,
Hepsini yaşarken bulursun kendini.
Hem de hiç ummadığın bir biçimde.

Bir kum saati gibi işler içinden zaman,
Her düşüşte biraz daha eksilir gibi olursun.
Ama sonra...
Değişen duygularla,
Belki daha yorgun ama daha farkında bir hâlde
Yeniden kalkarsın ayağa.
Tökezleye tökezleye,
Yaraların kanarken bile yürümeye devam edersin.

İşte o yürüyüş,
Bir meydan okumadır aslında.
Kime, neye olduğunu sen bile bilmezsin tam olarak…
Zamana mı, acıya mı, kendine mi?
Ama savaşırsın.
Sessizce, sabırla, içinden akan bütün ağırlıklarla…

Ve garip olan ne biliyor musun?
Dışarıdan kimse anlamaz bu savaşı.
Ama sen,
İç dünyanda fırtınalar koparken bile gülümsersin.
Kalbinin bir köşesinde hâlâ iyilik taşırsın.
Hâlâ umudun, hâlâ sevmeye cesaretin vardır.
İşte en tuhaf olan da budur.
Bu kadar yara alıp,
Bu kadar kırılıp hâlâ hissedebiliyor olmandır.

Zaman öğretir…
Zaman sınar…
Ve sonunda sadece kendine kalırsın.
Ama o kendine kalış,
Belki de en gerçek duruştur hayata karşı.

Başımı Alıp Gitsem…

Başımı alıp gitsem…
Uçsuz bucaksız bir yola revan olsam,
kimseyi düşünmeden,
hiçbir şeyin yükünü taşımadan…
Sadece rüzgârla, sadece gökyüzüyle…
Bir adım ötesinde bilinmeyenin çekiciliğiyle.
Telaşlarımı geride bırakıp,
düşüncelerimi bir kenara koyarak…
Gözlerim sadece ufukta,
yolumda yalnızca ben olsam…

Belki de bir çöl olurdu önümde,
ya da deniz kenarında,
sonsuzluğa doğru yol alan bir yolculuk.
Ama önemli değil…
Yolun kendisi,
varılacak yerden daha güzel olurdu.
Çünkü ben,
sadece içimdeki gürültüden uzaklaşmak isterdim.
Sadece…
sadece huzuru arardım.

Başımı alıp gitsem…
Bir an için yalnız kalsam,
sessizlik ve derinlik içinde kaybolsam,
belki içimdeki eksiklikler tamamlanırdı.
Bir yıldız kadar parlak,
bir kuş kadar özgür…
Bütün dünya düşlerimde,
gerçeklerin acıları ise ardımda…

Ama gitmek,
aslında bulmaktan çok kaybetmektir.
Çünkü bir şeyleri geride bırakınca,
gönüle yeni bir boşluk eklenir.
Yine de…
Başımı alıp gitsem,
belki de yalnızca kendimi bulurdum.
Ve belki,
bu yolculuk hiç bitmezdi.

Gel Dostum, Bir Kahve Koyup Dertleşelim

Gel dostum…
Bir kahve koyup oturalım şöyle sessizce.
Kupanın buğusu yüzümüze çarpsın,
sohbetin sıcaklığı içimizi ısıtsın.
Yine kendimize sabır yükleyelim birlikte,
yine anlatalım içimize gömdüklerimizi.

Sen anlat, ben dinleyeyim…
Ben susayım, sen gözümden anla.
Söz gerekmez bazen,
bir bakış, bir yudum kahve yeter.

Gel dostum,
bu hayat her gün biraz daha ağırlaşıyor omzumuzda.
Ama seninle oturunca,
yük hafifliyor sanki.
Dertler bölünüyor,
sükût bile anlam kazanıyor.

Hadi gel,
bu akşam da hüzünlenerek yudumlayalım kahvemizi.
Biraz geçmişten konuşalım,
biraz da hayal edelim o eksik yarınları.
Kim bilir, belki içtiğimiz bu kahvede
bir nebze huzur, bir parça umut gizlidir.

Çünkü dost dediğin,
kahvenin telvesine bile gözyaşı karıştığında
orada kalandır.

Bir Güzel Sevdim

Bir güzel sevdim ben…
Ne tarifsizdi, ne de mantıklı.
Kalpten, içimden, sanki yıllardır tanıyormuşum gibi sevdim.

Gözlerine baktığımda,
bir gökyüzü açılırdı önümde.
Öylesine engin, öylesine derin…
Bakışlarında kaybolmak,
bir deryaya kapılıp gitmek gibiydi.
Ve inan bana,
o gözlerin içinde kendimi unuttuğum çok oldu.

Sonra o basma elbisesi…
Üzerinde küçük çiçekleri vardı.
Sade, gösterişsiz ama öyle anlamlıydı ki…
İşte orada kaldı gözüm, orada takılı kaldı kalbim.
O elbiseyle bir rüzgâr gibi geçip gitti önümden.
Ama ben hep orada kaldım,
o ilk baktığım yerde…
İlk sevişte, ilk hayalde…

İnsan bazen birinin varlığını anlatamaz,
sadece hisseder.
İşte o da öyle bir şeydi…
Kokusu, sesi, duruşu…
Kalbime işleyen bir sessizlik gibi.

Bir güzel sevdim…
İz bıraktı.
Ve bil ki,
her şey unutulur belki…
Ama o çiçekli elbise unutulmaz.
Çünkü onunla birlikte
ben, ilk kez gerçekten sevdim.

Bir Gece Çıkıp Gelsen Ansızın, Sevgilim…

Bir gece çıkıp gelsen ansızın sevgilim…
sadece gözlerime bakıp
“geldim” desen…
Ne olduğunu sormadan,
ne değiştiğini bilmeden,
Geldim desen 
Geceleri seni düşünüp uyuyamayan hâlim,
boğazıma düğümlenen onca kelime…
Hepsi içimde birikmiş, susarak taşımışım.
Oysa sen, bir selamla çözerdin her şeyi.
Ama gitmeyi seçtin.
Beni en çok yokluğunla yaraladın.
Ve ben, eksiliğini tamamlamaya çalıştım suskunluğumla.
Sadece gelsen…
İçimde kalan yarım cümleleri,
yarım kalan beni tamamlarsın belki.
Bir göz göze gelişte anlatırız her şeyi.
Ne geçmiş kalır,
ne de kırgınlık.
Sadece "biz" kalırız belki.
Olur mu dersin?
Ama biliyorum, gelmeyeceksin.
Çünkü kimsenin dönmeye niyeti yok kırdığını onarmaya.
Sen de o sessizliğe gömdün bizi,
ben tek başıma konuşur gibi yaptım içimde.

Gönül Ne Zaman En Çok Kırılır, Bilir misin?

Gönül ne zaman kırılır bilir misin?
Sabırla, dişini sıka sıka…
Bir başına, hüzünle, yoklukla, acıyla o merdivenleri tırmanırken…
Bir umut, belki bir omuz beklersin.
Bir “yanındayım” sözü...
Ama duyduğun sadece sessizlik olur.
Gözyaşların, gecenin karanlığına karışırken,
sen hâlâ mücadele edersin…
İçin yana yana.

Sonra bir gün…
Hiç beklemediğin bir anda…
Tam da gücüm bitti dediğinde,
Karşına vefasızlık çıkar.
Senin için bir ömür harcadığın insanlar,
sana bir dakikalık anlayışı çok görür.
Ve işte o zaman...
Kalbin bir daha onarılmamak üzere kırılır.

İçin daralır, gözlerin boşluğa dalar…
Ve şu soru yankılanır içinde:
“Ben nerede hata yaptım?”
Neden bu kadar çok sevdim, neden bu kadar güvendim?
Kime değdim de bu kadar ezildim?
Bir cevabı yoktur bazen…
Sadece susarsın.

Kendini anlatmaya gücün kalmaz artık.
Çünkü anlamak istemeyenlere defalarca kendini anlatmak,
en ağır yorgunluktur.
Sen sadece iyi niyetliydin,
ama iyiliğini bile suistimal ettiler.
Sana bakıp bile göremeyenler oldu.
Varlığını yok saydılar.
Sanki hiç olmamışsın gibi.

Ve o an anlarsın…
Kırılmak sadece bir olay değilmiş,
bir süreçmiş.
İçten içe çürüten bir sessizlikmiş.
Artık eski sen değilsin.
Ve bu en çok seni acıtır. 

SEHER AK

 

Ansızın

Ansızın bir haber gelir…
"Öldü" derler, sadece iki hece.
Ama içinde ne fırtınalar, ne sessizlikler saklıdır.
Cümle kuramazsın artık.
Konuşacak bir şey kalmamıştır.
Ne anlatacak bir anı,
ne de teselli edecek bir kelime...
Sanki hiç var olmamış gibi bir boşluk kalır ardından.
Elveda demiyorum.
Çünkü bazı gidişler zamansız,
ve bazı varlıklar unutulmaz.
 

      Anlamını yitirmeden bazı şeyleri yaşamalı insan …

Sonbaharı her saniye gözlerimin önünde tam odamdaki camın hemen yanındaki bahçeye dalıp giderken; eski bir şarkı dilimde manidar bir şarkı en azından benim için manidar hem mutlu eden, hem de beni uzaklara sürükleyen ve sürükledikçe nerde duracağımı bilmeden gittim sadece. Belli belirsiz zamanlara daldım ve içerisinde kayboldum. Kırık hayallerin kaldığı hiç olmayacağını bile bile düşünülen ümitler, zaman ne kadarda sürükledi beni bilemedim. Gözlerim buğulandı, farkına varmadan süzüldü yine gözyaşlarım, boğazım düğüm düğüm olurken bir an nefes almakta zorlandım. Hıçkırıklara boğuldum gitmek istedim ama onu bile yapamadım. Güneşin aydınlanmasını çok bekledim ama olmadı. Ter içinde kalıp uyandım rüyaymış yine buruk buruk yastığa gömdüm kafamı ve usulca yumdum gözlerimi… 21.11.2011 Seher AK

Senimi sevmeliyim sensizliğimi bilemiyorum. Beynimin içinde duran soruların cevapları nerede, nasıl bilemiyorum. Hangi gecenin karanlığına gezmektesin kimbilir… Yoksa aynı zamanımı yaşıyoruz 04.12.2011 Seher AK

Ey zalim hayat nelere mahkum ettin bilirmisin ? Kimlere muhtaç ettin, kimlere gebe bıraktın Hayallerimi ümitlerimi beraber götürdün. Gözlerimdeki yaşı susturamıyorum. BUGU BUGU hep yüreğim. Artık sevmiyorum dolunay gecelerini. Düş kuramıyorum artık. Canımdaki canı, ruhu’da beraberinde sürükledin zamanla Çaresizleştir’din beni… Düştüm; tutunmaya çalışıyorum küçücük bir limana ama ona bile izin vermiyorlar. Acı içinde bıraktın şu küçücük yüreğimi 04.12.2011 Seher AK

Anlamsız bir duyguya bıraktın beni hayat… Düş kurmak nasıldı bana hatırlatsana kahrolası zaman Yüreğim varmı unuttum… Akmasın artık şu zaman, dursun direndikçe çırpındıkça daha çok batıyorum 18.10.2015 Seher AK

Yalnızlar rıhtımında yelken açmak en doğrusu sanırım. Durgun suyun hafif dalgasıyla kendimi sorgulayamıyorum. Son zamanları düşünüp, için için yanmak istemiyorum. Sanırım yüreğim arsızlaştı… Arsızlaşan yürekle bakıyorum hep gel-git sevgilere. Sağlam durmak gerekiyor her şeyde denizin yosun kokan, balık kokan havası içimi ürpertiyor, bir o kadarda beni kendime getiriyor. Sandalın gelgitleri ise zaman zaman soluksuz bırakıyor beni Yakamozun ışıkları gözlerimde ki rengi almaya yetiyor. Kayıplarıma yandıkça, oda yetmiyor arada. 03.01.2101 Seher AK  

Kızgınım hayata, insanlara, sevdiklerime… Dinlemiyorum onları çünkü dinlesem yüreğim inanacak onlara… Anlatsam anlamayacaklar, söylesem sadece dinlemiş gibi yapacaklar. Öfkemi kontrol altına almaya çalışıyorum ne kadar başarabiliyorum onuda bilmiyorum. Ben insanları sevmekten başka bir şey yapmadım ama sevdikçe hırpaladılar. Kimileri yaraladı, kimileri gelip gitti. Yüreğim kalbim hep yaralı kaldı 19.01.2012 Seher AK

Kırık Şarkı Saçlarına ay ışığı yükledim bu gece Kaldırımın ışığında titreyerek Dudaklarımda kırık bir şarkı Seni yağan, beni ıslatan yağmura anlatıyorum. Koca caddenin ıssızlığı içimi ürpertiyor Ama Korkmuyorum gözlerimde Hem hüzün hem sevinç var Anlamsızca. Gecenin uğultusunda ismini andıkça Yüreğim büyüyor kapalı kapılar ardında Kim bilir neler yaşanıyor Acılar, Hüzünler, Mutluluklar Kim istediği hayatı yaşıyor ki sen mi? ben mi? Diğerleri mi? Bir gün gelecek ve yine yağmur yağacak Benim için o gün geldiğinde Avazım çıktığı kadar haykıracam Hayata zamana inat. Belki sevinç, belki hüzün, belki mutluluk Yaşanacak sonunda kırıkta olsa ömrümde.

Gecenin Kırık Şarkısı Saçlarına ay ışığı yükledim bu gece, kaldırımın ışığında titreyerek. Dudaklarımda kırık bir şarkı seni, seni yağan ve beni ıslatan yağmura anlatıyorum. Koca caddenin ıssızlığı içimi ürpertiyor ama korkmuyorum gözlerimde aksine hem hüzün hem sevinç var anlamsızca. Gecenin uğultusunda ismini andıkça, yüreğim büyüyor kapalı kapılar ardında. Kim bilir neler yaşanıyor acılar, hüzünler, mutluluklar olduğunu hissettikçe güçleniyorum. Kim istediği hayatı yaşıyor ki sen mi? ben mi? Diğerleri mi? Bir gün gelecek ve yine yağmur yağacak ve benim için o gün geldiğinde avazım çıktığı kadar haykıracam hayata zamana inat. Belki sevinç, belki hüzün, belki mutluluk ama yaşanacak sonunda kırıkta olsa ömrümde. 19.01.2012 Seher AK

Gülüşünde kırık busende uyutsaydın beni, gözyaşınla yaslasaydın omuzuna, zindan olan ömrüme beni de kelepçeleseydin, canındaki can gidince beni de yok saysaydın… Harap halinle beni de uçuruma savursaydın kendinle, acın acım, gülüşün gülüşüm, nefesin nefesim, gecen gecem, gündüzün gündüzüm Her acıyı tatlıyı benimle yaşasaydın, yeter ki olsaydın Senden gelen her şeye razıydım Seher AK

Gülüşünle kırık busende uyutsaydın beni Gözyaşınla yaslasaydın omzuna Zindan olan ömrüne beni de kelepçeleseydin Canındaki can gidince beni de yok saysaydın…

Bir kuş cıvıltısı kadar suskunum. Yağmur damlaları çiseliyor, gökyüzü yeterince ağladı hıçkırıklarla. Ardından gülümsese de, güneşiyle kavak ağaçlarının arkasına saklanmış kuytu köşede kalan çam ağacından havanın ılık soğuğuyla içim ürperiyor. Kuşlar göründü yine gök yüzüne gülümsemesine sevindi gibiler sanki cıvıldamalarıyla. 20.01.2012 Seher AK

Büyüdüğümü zannederdim yanılmışım! İnsanın yaşı değil, yaşadıkları büyütürmüş insanı… Acıları, hüzünleri, mutsuzlukları, geçmişi, geleceği. Temiz kalamazmış her ne kadar istese de. Birileri sürekli kirletir insanı. Hep bir yıkıntı bırakıp gider yalnızlığa mahkum eder insanı. 29.02.2012 Seher AK

Son cemrede düştü kırık kırık toprağa veda edercesine hüzünle, gidişine hüzünlendi sanki… Bir sonraki yıl gelene kadar kırgındı sanki sabırsızca davranıyordu… Gidişiyle ağaçlara, çiçeklere, güneşe, gece gündüze küstü içinde son kalan hırsını toz bulutu sardı her yanı gideceğini bilircesine gözyaşı döktü gökyüzünde ve… Sessizleşti, dindirdi havayı vedasını ılık bir esinti gibi ortalığı sakinleştirdi ve ayrıldı bu diyarlardan. 21.11.2012 Seher AK

Bir tek sebep bir tek sebep ya mutluluğu bir nebzede olsa yakalamak adına bir neden tek bir neden aramak ümitsizce aramak ne zormuş kahrolası zaman. Yalnızlar rıhtımına sende hoş geldin kocayürek…

Soğuk bir hava var gökyüzünde, ılık ılık yağmur yağıyor, buz gibi bir rüzgar esiyor yüzüme, bedenimi üşütüyor. Bana iyi geldi bu hava sarsıyor, kendime getiriyor beni. Titretmesi, yüreğimin katılaşmasını sağlıyor. 03.11.2012 Seher AK

Sabır öyle bir ipki Sen kopacak sanırsın O gittikçe güçlenir sen bitecek diye sanırsın o gittikçe çoğalır. Seher AK

Hayatta, kaybetmekten daha acı bir şey vardır… Yaşamın anlamını kaybetmektir. Ertelemelerle yorulmuşum kendimi hayatımı. Başkaları mutlu olsun diye yapılanlardan geriye hiçbir şey kalmıyormuş. Öğrendim ki… Kime ne kadar dürüst isen incinen hep sen oluyorsun. 28.09.2013 Seher AK

İsyanım hayata değil, hayallerimin kaybolup gitmesine. Ümitlerimin tükenmesiyle beynimdeki ipte koptu. Hayat beni kendi ile cezalandırırken ben zaten ümitsizdim. Bedenimi taşıyamıyorum en ufak bir mutluluk kırıntısı kalmadı kalbimde. Ağlamaklı gibiyim her an. Ne güneşler doğacak ve batacak ama hayallerim gelmeyecek biliyorum. Benim yollarım zaten hep engebeliydi. Neden bu kahrolası hayat onarlı daha çok çukurlaştırmak için uğraştıki. Bilemiyorum… 19.10.2015 Seher AK

Bazı insanlar vardı benim hayatımda. Bazılarının varlıkları mutluluktu, yoklukları acı verirdi. Gidince hüzünlenip öfkelenirdim buruklaşırdı yüreğim burnumun direği sızlardı. Yüreğim yangın yerine dönerdi sığmazdım hiçbir yere. Gece gündüz kavramını unutturdun. Gidişleri derin yaralar açardı sol göğsümde. İsimleri geçince bir cümlede sol yanımdaki yara kabuk bağlamışken aniden kanamaya başlardı. Umudum hiç bitmek bilmedi ama,… 19.01.2012 Seher AK

Kusursuz AŞK Kusursuzca sevdi yüreğim seni, elimi uzatsam dokunabilirdim ama yitip gideceğini sandım hep sana bir nefes kadar yakınken sana dokunabilecekken yapamadım, korktum. Çünkü ben seni bedenimle değil, çocukluğumdaki baba özlemiyle, ruhumla yüreğimle sahiplendim. Bir çocuğun saf yüreğiyle çıkarsızca umut ettin beklentisiz. Seninle ne vadireler atlattık bıraksaydılar daha neler yapacaktık kim bilir. Bıraksaydılar asırlık çınarlar gibi kök salabilirdik ama acımasız çıkan bir rüzgar, o kasırga çınar ağacımızın filizlerini bir uçtan bir uca savurdu. O kasırgada bırakmasaydın ellerimi. Sen korkakça sevdi. Simdi benim koşulsuz nasıl sevdiğimi dinle… Yeni doğan bir bebek nasıl koşulsuz çıkarsız severse annesini, babasını bende seni öyle sevdim ve şunu unutma; Nerde olursan ol kiminle olursan ol seni bir bebeğin yüreğiyle sevmekten asla bıkmayacam. Çünkü ben seni baba hasretiyle sevdim hep. 19.04.2015 Seher AK

Özledim seni be baba yine Her ne kadar saçlarımı okşamasanda bir gün okşarmı acaba diyemi özledim. Her ne kadar sen beni öpemesende belki öper diyemi özledim. Dimdik bedenini yorgun ellerini çatık kaşlı ama şefkat dolu gözlerini. Özlemin yine ağır bastı baba ama yoksun hiç olmadın ve olmayacaksında. Seher AK

Bıraktım suskunluklarımı bir yana; bağırıyorum, boğazım yırtılırcasına haykırıyorum çaresizliğimi anlatıyorum acılarımı ihbar etmekten korkmadan. İçimdeki acizliğimi saklamadan ümitsizliğin en büyüğünü yaşayarak her haykırışımda içim buruk buruk anlatıyorum. Hayatın beni boğduğu zamanlara inat yüzüyorum cesurca beni çaresiz görenlerin limanında… Ne yalancı ne sahte samimiyetlerle baktıklarını görmek için. Hayallerimin gerçek olacağını düşledikçe köklerim filizleniyor. Biliyorum bir zaman gelecek benim gökyüzümde de yıldızlar kaynayacak, ay karanlığa dönüşmeyecek ve yağmurlar üşütmeyecek. Gökyüzüm olmadığı zamanlarım vardı ama artık olmayacak… Mutluluğa alışır insan belki… 19.10.2015 Seher AK

Sonbahar Sonbahar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlayınca sahipsiz dizelerim nota olmaya başladı. Sonbahar yabana atılacak bir mevsim değil. Sarı sarı yapraklarını dökünce ağaçlar bana başka bir tadı olduğunu da gösteriyor hayatın. Sonbahar gelince yüreğim huzur kalbim sükunete girer ama bu sonbahar başka bende, yüreğim daha suskunlaştı ve korkaklaştı ama nedenini kendime bile anlatamayacak kadar hüzünlendim. Beklide korkaklık değil de yine hayalsizliğe düşmek düşüncem. 19.10.2015 Seher AK

Bir uğultu var beynimde Adını koymaktan korkacak kadar İnceden inceye beni acıtan Gözlerimin feri söndü sanki Her şeyin ağırlığı bedenimde sanki Kalbimde tarifsiz bir sızı var Ben kendimi tanımayacak kadar yorgunum Seher AK

Herkes çekip gidebilir ansızın, ağır gelen geride kalan kalp kırıklıkları. Zaman tamir eder gibi yapar sadece, onarabilir mi peki kırık kalbi? Biriktirip biriktirip içini çürütürsün. Her şey alt üst olur, içinde kocaman bir yumruk acısı hissedersin o acı yok olacağı yerde günlerce daha çok acır. Suskunlaşırsın konuşacak kelime bulamazsın. Acın yüzünün her tebessümünde belirir. Sürüklenirsin oradan oraya teselli bulursun belki diye. Her şey ne kadarda zorlaşmaya başlar hayatında yapamadığın ne çok şey olmaya başlar hayatında. Çoğu zaman dalıp dalıp gidersin birileri seninle konuşur ama sen onları dinlemeyecek kadar tahammülsüzsündür. Hiçbir şeyi yapacak gücü kendinde bulamazsın. Ne ağır gelir hayat insanlara, ne kadarda külfetli gelir nefes almak geride yalnızlığın ve yürek sızın kalır… 19.10.2015 Seher AK

Ey Hayat!!! Sen üzmezsin beni biliyorum yoksa yine kendimi mi kandırıyorum yapmazsın dimi hayat Çıkarsız yaşamaya razıyım yeter ki canımı yakma, bir şey beklemeden sevmeme izin ver başka bir isteğim yok izin verde seni yine sevebileyim hayat. Hep hatalarımın üstüne hata ekledim güçlü değilim zannettiğin kadar seni sevmeyi sensizken de öğrendim canımı yakacaksan ne olur izin ver gideyim senden. Hayat seni seninle kaybedeceksem eğer, bırak seni seveyim bana da yer ver bir parçandan olmaz mı hayat. 19.10.2015 Seher AK

Gökkuşağım Çocukken gökkuşağının altından geçebilmek için ne çok uğraşırdık. Sanki geçince dileklerim kabul olacak gibi bilirdik. Ne zaman gökkuşağına yaklaştığımı düşünsem o benden uzaklaşırdı hep. Hayatta hep öyle değil mi? Hep koşturduğumuz ümitlerimiz var. Hayatımız hep gökkuşağının renklerine benziyor. Her renkte bir anlam var muhakkak. Karamsarlığı ve asiliği siyaha, ucsuz bucaksız derinlikleri maviye canlılığı mutluluğu yeşile hastalığı hep sarıya benzetirdik. Gökkuşağı benim dünyamda hep huzur ve dinginlikti. Hayatta ne zaman bir şeyler ters gitse yaşamın renklerini birleştirip kendimi avuturum. Ne zaman ömrümde yağmur yağsa sonrasında çıkan gökkuşağını düşleyip hayal kurmayı tekrar öğrenirim… 18.10.2015 Seher AK

Hayat, gökkuşağının renklerine benzer Her renkte bir anlam var muhakkak Karamsarlığı ve asiliği siyaha Uçsuz bucaksız derinlikleri maviye Canlılığı mutluluğu yeşile Hastalığı hep sarıya benzetiriz

Hayatta hep biri fedakarlık yapar. Her şeyden vazgeçer kendi hayatı ile ilgili zaman akıp giderken çok şey başarmışken ve birilerine sürekli fedakarlık yapılır ve gün gelirde birileri dönüp bizlere ne yaptın dediğinde ise orada durup kalırsın… Onca yıl yaptıkların bir çırpıda bir kelimeyle hiç olur çıkar. O zaman en çok ne hırpalar insanı bilirmisin. Yıllarca önüne çıkan fırsatları ve şansları sırf birileri ertelediğin için sadece canın acır buruklaşırsın çünkü o söz ağızdan çıkmıştır ve parçalamıştır kalbini… Ne kadarda çaresizleşirsin o zaman suskunlaşırsın ve kendi dünyana çekilirsin. İşte asıl o zaman başlar hayatla savaşın… Her şeye küsersin sadece ayakta kalmak için mücadele edersin. Hayallerin, ümit ettiklerin kalmamıştır. Bir taş yemek namertlere el açmamak içinde çırpınışların kalır sadece gerisi sadece kocaman bir hiçtir. Ötesi günü beklemektir duyarsız ve sabırsızca. 19.10.2015 Seher AK

Kendimi bulduğumda anladım, her şeyi. Zamanın insanı ne kadar yıprattığını, ne kadar olgunlaştırdığını. Herkesin mutlu olmak için başka yolu varmış. Kendimi tanıdığımda gördüm. Yaşamın süprizlerle dolu olduğunu dara düşünce gördüm. Yanaklarımda hüzün gözyaşı damlaları aktığında gördüm hayatın boş olmadığını. Her insan her şeyiyle hatasıyla yanlışıyla taşıyabilecek bir insan olduğunu. Bir eski kitabın sararan sayfaları gibi eskirmiş içimdeki fırtınalar. Durulurmuş insanın ümit ve hayalleri olduğu zaman… 29.10.2015 Seher AK

Öyle bir bakış vardır ki bakınca gözündeki kirpik taneleri güler. Gözbebeğinin içinde duruluk, saflık, merhamet ve acı vardır. O bakışta kendini kaybeder insan, yaşadıkları film şeridi gibi gözlerinin önünde yuvarlanıp geçer gider. O konuşur sen konuşursun ama derinlere dalıp gidersin yüreğin başka bir yerde ağzından çıkacak kelimeleri ince ince seçersin ve konuşursun gözlerindeki acıyı gördükçe kendinle savaş halindesin. Çünkü susarsın anlatmaktan korkarsın. Anlatsan da anlar mı sorgusu içinde yaşadıkların geçmişi sorgular ve gözün seni bu kadar derine sürüklediği kızarsın. Bu kadar uzun yolculuklara ne zaman gitmiştin. Unutursun bir balığın suda çırpınışı gibi çırpınırsın bir mahkumun kelepçeli elleri gibi çaresizleşirsin. 20.10.2015 Seher AK

İnsan Yanlışlarını sever mi? Ben bir çok yanlışımı körü körüne yaparken bile çok sevdiğim yanlışlarım oldu. Çünkü yanlışlar doğrularımı bulmama neden oldu. Yaptığım hiçbir yanlışın geri dönüşü olmayan bir yanlış değildi çünkü. Seher AK

Aralık ayının altısındayız ama sanki zaman hiç akmıyor. Olduğu yerde sayıyor. Sanki yüreğim o kadar dolu ki boşaltmaya kalksam sanki altında ezileceğim. Yüreğim yangın yeri, dışarıda fırtına bir ayaz soğuğu var benim içimde yüreğimde sakladığım gözyaşlarım var… İnsan hayattan ne ister ki bilemiyorum artık yaşamın anlamını yitirdikçe artık isteklerimde yok… İnsan hayattan ne ister… Ağlayabilsem kussam içimdekileri belki dinecek içimdeki fırtına ama onu bile beceremiyorum. 05.12.2015 Seher AK

Seni özlemek bir kız çocuğunun babasına sıkıca sarılması gibidir. Seni anmak bir annenin evladına hasreti gibi ağırdır. Seni düşlemek yakamoz ışığında kaybolan küçük ışık tanecikleri gibi sonsuz uçsuz bucaksız… Seni hayal etmek bir rüzgarın hırçın, soğuk ve keskin sertliğiyle konuşmasına benzer… Seni ümit etmek gökyüzünde bulutların arasında boylu boyunca uzanmak gibidir. Seni yazmak, altın yaprakları olan gümüş bir kalemle karalayıp anlatmak gibidir. Seni sevmek en büyük okyanusun ortasında hayalin, hasretin, özlemin, ümidin, tek başına kalmamaktır seni yaşamaktır. 05.12.2015 Seher AK

Ben hatalarımı dolunay gecelerinde yaptım. Doğrularımı dolunay gecelerine bağladım. Hayallerimi, ümitlerimi, hayatımı ilgilendiren iyi kötü her şeyi dolunay gecelerine bağladım. Hep doğru yolu gösterdi bana yalnız sen dışında. Seni hangi terazi kefesine koyduysam bir türlü doğruyu bulamadım… Acı oldun, sevinç oldun, özlem oldun, hasret koktun zaman geçmek bilmedi. Acımıyor artık içim her şeyi kadere bağlamayı öğrettiler çünkü hep bize yalan demeyi isterdim ama gördüm bana ait değilmişsin. Hatamı yanlışmı doğrumu cevabı yok… 05.12.2015 Seher AK

Senden kendimi almayı unutmuşum… Gecem, gündüzüm karıştı, nefesim sende kalbim kalbinde, bakışlarım gözlerinde kaldı. Hayallerim yastığının ucunda kaldı. Kayboldum çıkamıyorum bu çukurdan. Bu rüyadan uyandır beni yalan de kabus gördün de ne olur çıkar beni bu kör noktadan. Korkuyorum dediğimde dayanamazdın, korkuyorum tut elimden kaybolmama izin verme ne olur. 05.12.2015 Seher AK

Gece yarısını çoktan geçti saat içimdeki acıyla uyandım geçmişe sürükledi beni rüzgarın uğultusu. Başımdaki duman yüreğimdeki sızı geçmek bilmiyor… Yazılan bir eski mektubun tüm harfleri tüm cümleleri saatlerce, aylarca, yıllarca okunur mu? Gözlerinin önünden gitmez mi? O sararmış, buruşmuş ve defalarca yırtıp atmaya koklarken bantlanır mı? Kaç kez bantladım unuttum atılsa da beynimde yüreğimde de atılabilir mi?… Artık dolunay gecelerini sevmiyorum. Dolunayın şekli artık beni mutlu etmiyor. Ağlamalı oluyorum hep yüreğim acıyor… Ne kıslar ne yazlar ne baharlar geçti benim içime hiç güneş doğmadı. Kalbim hep karlı o kar erimeyecek. Hiç erimezmiydi yıllardır olmuyor ne kadar savaşsam da kendimle olmuyor. Keşke buruşturupta atmaya çalıştığım bir mektup olsaydı. Özlemin hasretin bir an dinseydi de unutmaya korktuğum bakışını unutabilseydim. İçime de yağmurlar yağsaydı da bende kendimi sende unuttuğum beni alabilseydim. Gönlüm başka bir dolunay gecesine çarpsaydı da seni hilal aya verseydim. Bu şehir beni boğuyor artık… Nefes almak bile külfetli geliyor. Beni çıkar bu dolunay gecesinden. 12.05.2015 Seher AK

Fırtınalardan sonra yağan yağmur gibisin… Kayalar kadar sert derine inmeyecek kadar yumuşaksın. Güneşin parlaması ayın sakinliği gibi duru ve safsın Gökyüzünün maviliği gibi derinsin bulutlar gibi saf temiz durusun. Yağmurlar gibi ıslak ve sahipsizsin Kar taneleri gibi hırçın ve asabisin Ateş gibi yakıcı sevda gibi kavurucusun Su gibi duru saf ve yüreğindeki yalnızlık gibi suskunsun… 06.12.2015 Seher AK

Bul beni kaybolmuşum İzim silinmiş, dilim suskun Susmuşum… Bak bana mahvolmuşum Bul beni kaybolmuşum Gecem gündüzüm karışmış sanma ki Sarhoşum Ne var ne yoksa içimde yıkıldı Bomboşum… Seher AK

Geleceksin Geleceksin bir gün ümitlerimin bitişiyle Geleceksin suskunlaşıp, kapattığımda kendimi Geleceksin hayalleri yükleyeceksin yüreğime Geleceksin düş rüya görmemi sağlayacaksın Geldiğinde gökyüzü açılacak, güneş doğacak, kuşlar ötecek… Geleceksin hayatın beni yürüttüğü sistemden kurtaracaksın Geleceksin yüzüme yine tebessümler, gözlerime ışık yükleyeceksin Omuzlarımdaki yükü alacaksın… Geleceksin sigaramın yanındaki kahveye eşlik edeceksin Geldiğinde acıyan kaynayan kalp ağrımı dindireceksin Gözlerimi açınca senin varlığınla nefes alacam Uyuduğumda korkusuz uyuyacağım Geldiğinde yediğim her şey güzel gelecek Sabahlar sorunlara inat güzel gelecek Kimseler beni hırpalamayacak artık Geleceksin birgün Hayatta kaybettiğim tek umudum bu… 09.12.2015 Seher AK

Özgürlük nedir diye soranlar oluyor bana. Bu sorunun cevabını veremiyorum. Çünkü onlar benim özgürlüğümü anlamazlar diye korkuyorum. Özgürlük sabah gözlerimi açınca demlediğim çayın kokusu, yaptığım kahvaltının güzelliğidir. Kahvaltıda kuru bir ekmektir benim özgürlüğüm… Özgürlük kağıt kalemi elime alınca bir şeyler karalamaktır. Sevdiğim bir müzik eşliğinde… Özgürlük dolabımı açınca birkaç parça bir şey giyip özgürce yürümektir. Özgürlük oturup gökyüzünde ki kuşların cıvıltısı eşliğinde kitap okumaktır. Özgürlük sorunlar karşısında hayattaki çıkmazlardan çözüm aramak yerine akışına bırakmaktır. Özgürlük dolup taşacak noktaya geldiğimde içini boşaltırcasına hüngür hüngür ağlamaktır ve kalkıp uykuya dalmaktır. Özgürlük hayalleri elde etmek için çaba sarf etmektir ama hayallerimin hepsi olmasa da bir kısmı olunca yada hiç olmasa da üzülmek yerine gülümsemektir. Özgürlük şakır şakır yağan yağmur altında sırılsıklam olup yürümektir. Özgürlük salıncağa binip uçacağını zannedecekmişsin gibi havalanmaktır. Özgürlük içtiğim sigarayı içime kadar çekip efkarlanmak yerine içtiğim kahvenin tadını almaktır. Özgürlük cebimdeki paradan dolayı saygı ve sevgi görmek yerine gerçekten sevilmektir. Benim özgürlük anlayışımın yanlışı var mı bilemem tartışılır Ama Bildiğim tek şey kişi ölünce bile tek bir şey olarak gidiyorsa hayat kısa ve üzülmeye değmez. 09.12.2015 Seher AK

Saat gece yarısına yetişmek üzere; çimde tuhaf bir sıkıntı anlamsız bir hüzün varken soluk alıp vermek bile güç geliyorken kalbime ince bir sızı düştü bir hayalimi kaybedercesine ağlamaklı gibiyim… Bir közlenmiş ateşinde çıplak ayaklarla yanıyormuş gibiyi yanan ayaklarım değil yüreğim… Bir labirentin içinde çıkışı bulmaya çalışmak yerine donup kalmış gibi beynim… Konuşsam dudaklarımdan dökülse o sözcükler benliğimi kaybedecekmiş gibiyim huzursuzluklar ve mutsuzluklarla doluyum bu gece… 09.12.2015 Seher AK

Bazı şeylerin tarifi olur derler ya ben tarifin nasıl yapılacağını unuttum. Boş gözlerle duvardaki çukurları saymaya başladığımda dışarıdan gelen gök gürültüsünün sesiyle irkildim. Yürüyebiliyor muydum ben, ne kadar süredir buradayım kaç saattir bu gözlerle bakıyorum bu gürültüye ayağa kalktım… Aynaya baktım bir anda irkildim. Gözlerim kan çanağı ağlamışmıydım ben yoksa gülmüşmüydüm. Kaç gündür buradaydım kaç kez güneş doğdu hatırlamıyorum… Su içip yemek yemişmiydim düşündüm bulamadım… Ne olmuştu bana ben bu hale gelmiştim yine hangi hayalim hangi ümidim son buldu. Benim hayallerim yıkılınca ben bu halemi geliyordum ben onu da hatırlayamadım. Çok düşünmeye çalıştım ama bulamadım cevabını sadece hissettiğim yüreğimin sızısıydı. Kalkıp soğuk suyun altında ıslandım. Suratıma değen her su damlasını hissetmiyordum soğuk havaya rağmen ne olmuştu. Üzerimdeki ıslak kıyafetleri çıkardım giyindim ve oturdum masanın başına son yazdıklarımı kontrol etmeye başladım. Son cümleme bakınca beni bu hale getiren şeyin sadece içimde sakladığım ve dudaklarımdan güçlüklede olsa döküle verdi… Yine bir baba özlemim beni bu hale getirmişti. Her defasında omuzlarımdaki yük ağır gelince çıkmazda olunca beni çaresizliğe sürükleyen baba özlemim olmuştu. Yaşattığım ve asla olmayacağını bile bile ümit etmekten bıkmayacağım baba özlemimdi… 09.12.2015 Seher AK

Gözlerinin içine bakınca rengi değildi beni etkileyen tutam tutam olan utangaç kirpik tanelerindi… Konuşurken ağzından çıkan kelimeler değil de dudağının konuşurken hafif tebessümüydü. Saçlarının rüzgarın etkisiyle alnına gelmesiyle savurmandı… Yudumladığın kahveni içerken ellerinde ki sığara diğer elindeki sığara paketiyle oynayaşın ve paketi bir köşeye fırlatıp bırakıcam bu mereti diyip tekrar bir sigara daha içiyim derdin. Bir gün benim için yanan birini bulunca bu mereti bırakıcam derdin… İçimden kızardım bu kadar mı kördü gözlerin senin acaba… 09.12.2015 Seher AK

Kırık Bir Hayat Bu sonbahar geçmek bilmedi. İçimde bir sıkıntı, bir daralma “yeter artık” diye haykırasım var. Sevmiyorum artık ağaçların yapraklarını dökmesini. Alıp başımı yollara vursam kendimi çok uzaklara önce minik bir sahil kasabasına. Ilık ılık esen havasıyla denizin hafif dalgaları arasında kaybolsam. Kıyıda hıçkırıklara boğulup içimi döksem. Masmavi deniz alıp götürse içimdeki bu sıkıntıları. Gözlerimi kapatıp açınca her şey yoluna girse. Rüzgar beni savursa oradan oraya. Tekrardan duysa kulaklarım kuş cıvıltısını ve kendime dair ne varsa her şeyi unutsam. Özlemlerim korkularım hayallerim ve ümit ettiğim her şey tekrar oluverse tekrar ümit etmeyi öğrensem. Artık kırık hayatımın figüranı olmaktan çıksam ve ertelediğim her şeye ümit etsem. Sevilsem sevsem ve cesur olsam. 03.02.2009 Seher AK

Dışarı çıkınca soğuk bir rüzgar esti yüzüme. Kaldırımlarda sararan yaprakları oradan başka bir yere sürükleyen rüzgar konuşurcasına esiyordu. Sanki beni uyarıyordu. Tıkadığım kulağımı açmam için beni yapraklar gibi savuruyordu…. Sustum durdum ve kulaklarımı rüzgarın estiği yöne bakarcasına çevirdim. Gözlerimin içine ışık girdi ve kulaklarıma fısıldadı güçlü ol ve dimdik kal ayakta. Sen yalnız değilsin dedi… Ve rüzgar söyleyeceğini söyledi ve uzaklaştı yanımdan. 09.12.2015 Seher AK

İnsanın hayatta ayakta kalmasını sağlayan tek şey umutlarıdır… Hayatta, her düştüğünde kalkmak için direnmek için insan bir umut arıyor… Gece gündüz birbirine karıştığında dünyanın yükü omuzlara yüklenince saçlarına birkaç tutam ak düşünce dünyanın derdinden yaşlandığını hissedince umutlara tutunur insan. Kalemi eline alınca yazıp ta sayfalara sığmayacak o kadar çok şey varken yazamamak umutların tükenişidir… Unutmak ister çoğu yaşanmazlığı azda olsa bedene umut aşılamak adına, kaç zaman geçti ömründen, yüreğim ne acılı gam yüklerdim bilinmez hani o güzel bakan gözler, hani sürekli gülen dudaklarım. Gözlerimin yaşı dinseydi belki gülerdim içim dolu ve taşmak üzere… Hani, her düştüğümde kalkmak için direneceğim umutlarım… 15.12.2015 Seher AK

Sevdama özlemim olan şehrim… Yüreğimi ısıtan şehir. Gurbet ellerde zamanı, senin hasretin korktuğunda dayanabiliyorum… Gay bana kalası şehrim… Her bir sokağın, küçük sokakların kaldırımın taşının üzerinden geçeceğim. Günleri özledikçe bir nebzede olsa hasretin azalıyor. Baş koparsa gövde dağılır diyenlere söylediğim tek şey benim başım kopmadı ki dağılayım… Rüzgar çıksada bir yaprak gibi savursa beni senin o şirin köşelerine. Benim sevda kokan şehrim Amed’im. 15.12.2015 Seher AK

Civan, delikanlı şehrim Ne kadar ağır geliyor seni böyle öksüz ve yıkıntılar içinde sahipsiz görmek. Herkes gözlerini kapatmış, kulaklarını tıkamış san ki, nerde o delikanlı duruşunun arkasına gizlediğin cesaret. Sana olan aşkım yüküm ağır mı geldi bu insanlara. Temizliğin saflığın insanları kıskandırdı mı, konuşan o havan gülümseyen ve herkese kucak açan yapına ne yaptılar. Alacar gönlünü çekemediler mi? Ağlıyorsun ve suskunsun konuşacak cümlen yok nankör insanlara zamanı gelmedi mi kalk şehrim her haber okuduğumda yüreğim taşlarla doluyor. Gözlerin gecen, gecelerin gündüz olduğu günlere dön. Yaşlandığını gösterme uyan artık ne olur uyanda delikanlı civan halinle herkes senin yaşadığını bilsin… 15.12.2015 Seher AK

Hayır görmedim civan yarim Ne kadar zordur yürek acısı Yaşlandım yaşlandım Yarin derdinden bir hal oldum Ne gecem ne gündüzüm kaldı Aşkın yüzünden nacar oldum Eminim bir hayır görmedim Yüküm omuzlarıma ağır geldi Her okuduğumda mektubunu Yıkılıyor umutlarım Yemin içtim sensiz olmaz Yemin ettim yüreğim ismini Andıkça kanıyor ağlıyor Yaşlandım yaşlandım Yarim senin Aşkından 15.12.2015 Seher AK

Bazı zamanlar vardır insanı o kadar çok yorar ki altından kalkamaz insan. Bazı yıllar çok hırpalar insanı ve insanlara bir şeyler öğretirsin bir yol gösterilsin bir zaman gelir o insanlar seni beğenmez seni küçük görür ama unuttukları bir şey var. Allah verdiği gibi alır, bir zaman gelince… 21.12.2015 Seher AK

İnsanlar en çok ne zaman hata yapar bilirmisiniz… Sevgiye aç olduğunda. Aile sevgisinden yoksun kalınca kendini çaresiz hisseder ve ufacık bir sevgi ışığı görünce de o sevgiye tutununca da en büyük kazığı yiyer ve hayatta hep gol yemiş gibi başlar ve hep öyle devam eder. İçin içini yerken sorunlar ağır bastığında ise seni anlayacak tek bir insan bulamazsın çevrende… 20.12.2015 Seher AK

Ne yollar eskitti bu taş görünen ama bir o kadar yufka yüreğim… Her bir yolculukta her bir şehirde bir damla göz yaşı akıttım ömrümde ama hiçbir şey yüreğimdeki acıyı dindirmedi takılı kaldım hep o özleme… Benimde sıradan ailem olsaydı insanların sahip olduğu ağabeylere ablalara bende sahip olsaydım… Her düştüğümde ağladığımda güldüğümde eksiklikleri yerine varlıkları yanımda olsaydı. Beni de eksik bırakmasaydılar tıpkı çocukları gibi. Yetimlik değil beni bu hale bu eksikliğimi hissetmeseydim. Beni bir köşeye bir eşya gibi atmak yerine benimde hayatıma bir yön vermek için yardım etseydiler tıpkı çocukları için mücadele etseydiler benim içinde. Her ne kadar bazen kendimi avutup dursam da arkamda bir ailem yok. Üzülmüyorum desem de kendimi kandırıyorum. İnsanları dışarıdan görünce kıskanıyorum. İçimden bir şeyler kopuyor beraberinde. Bildiğim tek şey yetimliğimi unutturmak yerine her daim kafama bakan sözde bir ailem var. Kendinde olmayan daha doğrusu bana gelince kendinde olmayan boş bir ailem var. Hayatta en ağır şey bu işte. 18.01.2016 Seher AK

Bir şeyler karalamayalı çok zaman oldu. Sanırım yalnız dolup taşma noktasına gelince sana sığınıyorum kimselerle konuşamazken, nefes alıp vermek zor olduğunda… Gizli gizli içime akıttığım göz yaşlarımın ardından kendimi yine sende buluyorum. Hep dik durmam gerekiyor kendimi öyle şartlandırıyorum. Kendimi bu aralar bir ağaca benzetiyorum. Yıllar önce fidandım yapraklarım taze ve güzel kokularla donatırdım çevremi. Şimdi ise kendimi yaşlı bir çınar ağacına benzetiyorum. Dallarım kurumuş yapraklarım sararmış ve ağlar gibiyim. Her daim dik durmaya çalıştıkça, her daim bir dalım çatlayacak gibi kırılıyor… 18.01.2016 Seher AK

Beni hiç anlamadılar… Uykularım yetmiyor bana. İçim buğu buğu her daim. Düşünüyorum da oluruna bırakıyorum her şeyi. Bilmiyorum ki başıma ne işler gelecek. Dokunsam her neye avuçlarımın arasında kayboluyor. Aklımda yüreğimde bir mayın var. Dilim sığmıyor ağzıma. Acımla kıyaslayamıyorum bu yağmurlu geceleri. Hayatımda bana ne iyi gelir acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bilmemezlikten mi gelsem hayatı yoksa bilipte yapmamalıyım. Deliriyormuyum aklımda türlü türlü carpazlar. Hayallerimin peşinden gitmeyeli ne kadar süredir gitmiyorum unutmuşum. Hayatın gölgesinde koşmak yerine, hayatta koşabilirmiyim acaba… Gözlerimi kapatsam ve derin bir uyuya dalabilirmiyim düşüncesiz… Benim yanlışlarım hep kalpte mi acaba. Bir saat öncesinde yaşamak ne kadar da yormuş beni farkına varınca omuzlarım daha da ağırlaşıyor. Derdi veren mi yoksa vereni oldum bilmiyorum. Kaderime düğümü vuruldu da hep olduğum yerde yürüyorum. Beni anlatan ne yaralar varmış. Dillendirmeye korktuğum ne kadarda çok suskunluklarım doluymuş. Keşke keşke bende her şeyi bilmiyormuş gibi yapabilseydim… İçimde ki şu cenazeyi diriltecek ılık ılık bir mutluluk olsaydı. Yıllarım ne kadar boş ve heba geçmiş yanarım yanarım ömrüm boşa gitti yanarım 16.01.2016 Seher AK

Yüreğim sesi, vardı mı size hayallerim, geldiler mi size, gelmedi değil mi? Gelseydi bu kadar çaresizliklerle savaşmazdım. Tükendim artık kalkmaya mecalim kalmadı. Dik duramıyorum hep hüzün hep mutsuzluk var beni bu kanayan yüreğimde 16.01.2016 Seher AK

Yüzmeyi öğrenmeden suya girdim. Gitmek zorunda kalanlardan oldum ve çırpındıkça boğulmaya başladım. Her battığımda biraz daha derinlere kaydım, dalgaların gücüyle sahile vururum diye. Ümit ettikçe daha derinlerde kayboldum. Direndim ve yüzmeyi bilmeden ayaklarım zemine değdi. Yürüyerek sahile çıkmayı başardım ve kendime geldiğimde ümit edip bu yüzmeyi öğrenmeliydim. Başka çarem yoktu. Çünkü her boğulmak üzereyken direndim mücadele ettim yıllar su gibi akıp gitti. Dönüp arkama bakmaya cesaret edemedim. Yine kalktım ayağa ve tekrar boğuştum dalgalarla. Dorukları gördüğüm zamanlarda kendimi kaybetmedim. Çünkü tekrar batacağımı biliyordum. Dudaklarımdan dökülen tek hece vardı. Başarmalıyım kaybetme lüksüm yoktu. Ben tek başımayım beni denize atıp gidenler çoktan yok olmuştular. Her düştüğümde biraz daha battım. Kalktıkça yine battım olmadı… Hayatla mücadele edecek gücüm kalmadı. Pes etmeyi kendime yakıştıramasam da bıraktım çırpınmayı ve denizin derinliklerine gömüldüm. Ben yüzmeyi öğrenemedim benimde hazin sonum bu… 16.01.2016 Seher AK

Saat gece yarısını çoktan geçti. Dışarıda fırtına yağmur yağıyor. Elimde sigaram camdan yağmuru izlerken gözlerimden yaşlar süzülürken kendime acıdım. Yine ben kimim neyim ben niye yaşıyorum. Nerde yanlış yaptım. Nerede eksik bıraktım. O eksik parça nerede diye düşüncelere boğulurken yüreğim ateş yerine döndü. Konuşmak istedim yapamadım, sesim titredi. İçimden konuşmak yüreğimi boşaltmak istedim onu da beceremedim. Kafam uğulduyor. Ne kadar süredir burada duruyorum diye düşündüm. Onu da bulamadım. Boğazımda yanma hissettim. Sigara içmek istedim. Üçüncü paketi açtım ve yaktım. Olduğum yerde yığıldım. Dişlerim tutmuyor gözlerime hakim olamıyorum. Burnum kanadı ellerim tutmuyor sigaram düştü ellerimi kaldırıp burnumu silemedim. Nefes alamıyordum. Kalkmalıydım ama onu da yapamıyordum. Kalbim acıyordu seslensem acaba, sesim çıkar mı? Duyan olur mu? Buyan olmadı. Çünkü sesim çıkmadı.. Bu kadar yükü kaldıramadım diye söylendim içimden. Kalkmalıydım başarabilirdim daha öncekiler gibi başarmalıydım. Güç bela sürünerekte olsa kalktım telefonu elime aldım birini aramalıydım ama yapamıyordum. Karşımda bende iki tane daha vardı. Gülen ve sürekli ağlayanlar vardı. Gülen çok az gülüyordu. İçimden söylediklerimi duydu gibi ben bu kadar az mı gülüyorum. Evet dedi Neden dedim Çünkü denizde yüzmeyi öğrenmeye çalışırken en güzel yıllarını unuttun mutluluğun anlamını unuttun. Yardım et kalkayım dedim Hayır dedi bana hiç güzel günler yaşatmadın. Yaşamamıza izin vermedin. Bu kahrolası kaderin dedi. Ağlayan benden yardım istedim. O gözleri yaşlı, cevap verdi bana Sana yardım edersem hep ağlamaya devam edeceksin dedi. Olsun dedim yardım et dedim Emin misin? İyice düşün bak hiç mutlu olan sen olmayacak dedi. Hayallerin hiç olmadı ve hiç olmayacakta dedi. Olsun yardım et dedim… İkisi de beni bırakıp gittiler ve boğulacak gibiydim… Uyandığımda sabah olmuştu. Kabusmuş ve kan ter içinde kalmıştım. Kendime gelmem günler aldı. Hayattan zevk alamıyordum. Baktığımda hayatımda mutlu olduğum ne kadar az zaman varmış. Bir şeyler yapmalıydım ama yapamıyordum. Hayatı anlamlı olduğu için değil sadece vademi bekliyor gibi yaşamaya başladım… 16.01.2016 Seher AK

Hayatımda üst üste gelen sorunlar belimi büktü. Bükmekle kalmadı beni çok yordu çok hırpaladı… Eskiyor her şey ama sen hep aynı kalıyorsun biraz daha büyümek zorunda kalıyorsun. Her bir parçan her bir ümidin bir yere dağılıyor. Cam kırıklarından farkın kalmıyor ve o cam kırıkları her geçen gün daha derin yaralar bırakıyor bedenimde… Hayatımda unutmak istediğim ne kadar çok şey biriktirmişim megerse. Kesikler derinleştikçe canım yandıkça kaybolmak istiyorum… 27.01.2016 Seher AK

İnsanın gözlerin de hiç hüzün fark edilmez mi? Bakıpta görmek değil mesele Derinlere inip anlamak bütün mesele. Gözlerindeki ışığın söndüğünü görmek istersen bakma gözlerime yüzümdeki çizgilere bak, bak ki canım ne kadar acımış yıllarca Seher AK

İnsan bir şeyler yazacaksa içinde yaşadığı gerçeği yazmalı. Başka bir şey değil. Ben insanlarla yaşıyorum, onların çektiği çileyi onlarla birlikte çekiyorum. Sorunlarını beraber yaşıyorum. Her gün bir başka hikaye, başka bir sorun dinliyorum.  Fikir vermekten korkuyor, bir yorum yapmaktan çekiniyorum… Seviyorum insanları işimi hayatım ne kadar zor olsa da seviyorum… Sevgi nedir diye sordu bugün biri.  Bana ve ben ona birkaç saniye düşündükten sonra cevap verebildim… Sevgi kıskançlık, kibirli ve gururlu değil sevgi geçmiş kusurların bir çetelesini tutmaz. Sevgi kötülüklerle bir arada olmaz. Ancak gerçekle mutlu olur. Sevgi asla vazgeçmez. İnancı umut ve sabrı tüketmez. Sevgi edebidir. Gözleri doldu ve ağlamaya başladı. Hıçkırıklarla eşini aradı ve onu ne kadar çok sevdiğini unuttuğunu söyledi ve telefonu kapattı. Teşekkür edip yanımdan ayrıldı. Sevgiyi ne kadarda çabuk unutuyoruz bazen, öfkemize yenik düşüyoruz ama şunun farkında değiliz kusurda hatada insanlara mahsustur… 27.01.2016 Seher AK  

Sevgi; kıskanç, kibirli ve gururlu değildir. Sevgi; geçmiş kusurların bir çetelesini tutmaz. Sevgi; kötülüklerle bir arada olmaz. Sevgi; gerçekle mutlu olur. Sevgi; asla vazgeçmez. Sevgi, inancı, umut ve sabrı tüketmez. Sevgi; edebidir. Seher AK

Yıllar acımasızdır. İnsandan bir çok şey alır götürür. Geriye baktığımda büyük bir boşluk kalmış… şimdi dönüpte düşünüp baktığımda bunların bütün sebebi umutsuzluğu aşılamışlar bana. Hep bardağın boş tarafını göstermişler. Hiç dolu olan tarafından göstermemişler bana. Şimdi düşünüyorum da umutsuzluk hayatına düğüm olmaktan başka bir şey değil. Umutsuzluk düşmandan daha büyük düşmanmış. Umutsuzluk ne kötü şeymiş. Umutsuzluğa düşmek ipi kendi elinle boğazına geçirmek gibi bir şey. Umutsuzluğa düşmek bitmişliğin diğer adıymış umutsuzluğa üşmek insansız yaşamaktır. Çevrende sadece insan görüntüsüne bürünen canlılar vardır yalnızca. Umutsuzluk bir tohumun yeşerip açması gibi içinde özlemle büyümesidir. Bir tohum gibi ne umut doldum nede özlemle büyüdüm… Hayatımdaki en büyük kayıp nedir diye sorsalar onlara vereceğim cevap umutsuzum. Çünkü umutsuz insan bitmiştir demektir. 27.01.2016 Seher AK

Hayattı denizin dalgalarına ben yetiyorum. Deniz kabarıp dalgalar kıyıya vurunca kıyıda alacağı ne varsa alıp götürür ve dalga denize doğru gidince sakinleşir. Hayatta böyle değil mi? Sen tek başına bütün gücünle hayatın tün güçlüklerine karşı koyup tüm mutsuzluklara rağmen hayatta kalma mücadelesi içindeyken hayatta dalgalar gibi bir çok şeyi alıp götürüyor… Yüreğim pas tutuyor… Her gün bir önceki günden daha iyi olacak diye ümitle kalkıyorsun. Yataktan hava güneşlimi, yağmurlumu, soğuk mu hiç aldırış etmeden kendini umutlu güne hazırlıyorsun ve işe doğru yol alıyorsun ve sorunlar akşama kadar sende umuttan hayalden mücadeleden eser bırakmıyor. Elin boş bir şekilde evin yolunu tutuyorsun… Bir yere varamadığını görünce boş gözlerle hata bakmaya başlıyorsun. 27.01.2016 Seher AK

Kim Umudunu Kaybetmiş Birinin sonunun nereye varacağını ASLA bilemez Tıpkı ben gibi… Seher AK

Yüreğim çok kırgın. Bana küsmüş. Nefes almak bile istemiyor ki. Ağır geldi artık yalanla. Hep yalanlar üzerine kurulan hayat ona ağır geldi… Seher AK

Yıllar ne kadarda boş geçti. Onca güzel yıllarım onca umutlarım hayaller bütün hepsi heba oldu. İçim acıyor dönüp bakınca her şeye… Hayatımdaki herkes yalanlarla avutmuş beni hep… Bazen düşünüyorum da ben çok safmıyım. İnsanlar nasıl yaşıyor sorun bende mi? Onlar çok rahat anlamıyorum. Bildiğim tek şey canım yanıyor ağır geliyor artık çoğu şey. Seher AK

Gidince dönüp arkana bakmak hiç aklıma gelmedi mi? Hiç düşündün mü ben ne olacağım diye caba. Bu kadarmıydı hepsi koca yıllara ne hayaller ne umutlar yükledin kalbime. Gidince benim bomboş yaşamak için sadece karın tokluğuna çalışacağımı düşünmedin mi hiç. Sen gidince neler oldu diye hiç düşünmedin, düşünseydin bu kadar rahat yaşayamazdın. Bana nemi oldu? Sen gidince yüreğim, kalbim kan revan içinde kaldı. Kafamdaki anılar bir bir beynimi kemirdi… Boş gözlerle bakmaya başladım. Gözlerimin içi artık gülmüyor. Ne kadar çok severdin gözlerimin gülmesini dudağımdaki tebessümü. Dudaklarım artık gülmüyor. Saçlarım rüzgar savurunca kahkaha atardım. Saçlarımı kestim sende ben gibi ağla diye… Göz pınarlarım artık kurudu ağlayamıyorum. Ağlasam belki öfkem diner ama onlar bile senden taraf… Canım acıdı gidişinle ben ben değilim. Kendimi tanıyamıyorum. Artık hep ağlamalı ve hüzün doluyum. Mutlu ol arkanda böyle bir tablo bıraktın mutlumusun 03.02.2016 Seher AK

Bugün yine sana sitemkar haldeyim nedenini bilipte, bilmemezlikten geldiğim bir ağlamak halindeyim… Sen olsaydın da hayatım bu kadar ümitsiz olurmuydu, yüreğimdeki yara her geçen gün azgın bir yara oluyor. İyileşecek derlerdi büyüyünce iyileşmedi aksine her geçen gün daha çok kötü oldu… Benim kaderimde senin gibi mi olmalıydı. Sende ben gibi büyümüşsün genç yaşta da göçüp gitmişsin. Ben yorgunum hem de çok yorgunum. Canım çok acıyor kalbimdeki sızın hiç geçmiyor. Sen olsaydın kimseler beni bu kadar hırpalamayacaktı. Sende beni diğerlerini olduğu gibi koruyup kollayacaktın. Her düştüğümde elimden tutup kaldıracaktın… Ağladığımda belki yüreğine basmazdın ama beni kendime getirmek için çabalardın. Işık bırakmadan gittin sen… Benim önümde ışık olmadan yürümeye çalıştıkça hep düştüm kalktım. Ama yine düştüm. şuan düştüm kalkamıyorum elimi tutsaydın beni kaldırsaydın. İsmimi bıraktın ama beni büyütmedin. Ben senin eksikliğini hep aradım ve hep bulmaya çalıştığımda kaybettim. Kimse sen gibi değilmiş anlıyorum ama çok şey kaybettim. Kazandıklarım ne olu bilmiyorum… Güvensizlik ümitsizlik ve koskocaman yalanlarla dolu bir hayat… Soğuklarda seni düşününce üşümüyorum. Her gece uyumadan rüyama girsen elimi tutsan ve yürüsek beni de yanına alsaydın ne olurdu ben dayanamıyorum seni çok özlüyorum. Görmeden sesini duymadan özlüyorum… Seni çok seviyorum beni duyuyormusun, beni izliyormusun bir yerlerde bilmiyorum ama sana küsmedim… Sen ne olursa olsun benim babamsın ve ben seni çok seviyorum. 03.02.2016 Seher AK

Bir Şiir Gibiyim Dizelere yazılmamış, eksik bir şiir gibiyim… Kelimeleri denk getirilmemiş bir şiir gibi… Ölçüsü olmayan, noktası virgülü eksik bir şiir gibiyim… Boş bir sayfada karmakarışık toparlanmayı bekleyen bir şiir gibiyim… Anlatmak isteyipte, anlatacak o kader şey var iken kağıda yazılmaya korkulan cümleler gibiyim… Korkma karışık duygularla güzel olsun diye uğraşılan bir şiir gibiyim… Sevgi umut yüklemeye çalıştıkça tam tersine hayalsiz ve öfke nöbetlerine sebep olan bir şiir gibiyim… Yazmalı bu şiiri ama nasıl yazılacak diye soru işaretleriyle dolu bir şiir gibiyim… Ağlamaklı bir şiir dizesi gibiyim. Hep bir yanım eksik ve umutsuz bir şiirim… Ne cümlelerimi, ne de cümlelerimi oluşturacak kelimelerim var, hep eksik ve yarım kalan bir şiir dizesiyim. 03.02.2016 Seher AK

Beynimde geçen cümleleri oluşturacak kelimeleri bir araya getirecek kadar güçlü hissetmiyorum artık kendimi… Boş bir sayfaya tertemiz, bembeyaz bir sayfaya yazacak cümlelerim ağır gelir diye kıyamıyorum… Yalanlarla dolu bir hayatı nasıl bu sayfalara dökerimde onunda tertemiz dünyasını kirletirim… Uğulduyor beynim gözlerim kan çanağı gibi. Bedenim kilitlendi tertemiz sayfayı görünce kıskandım. Neden yalanlar sevgisiz ve hep düşüp kalkmak zorundayım diye onu kıskandım üzüldüm… Bembeyaz kağıt parçasına bir şey yazacak ellerim olmadı. Ona yalnız gözlerimden akan göz yaşlarını armağan ettim. Fazlasını yapmaya gücüm yetmedi. 03.02.2016 Seher AK

Yalancısın dünya ama asıl yalancı olanlar içinde barındırdığın insanlarmış. Bunu çok geç anladım. Yürüdüğüm yollara ne kadar da çakıl taşı dökmüşler ayaklarım takılması için hep düşmemi isteyen ne çok yalanı insanlar varmış. Güvenimi kırmak için ne kadar kazık yemişim. Yalancı insanların yalancı hayatlarına lanet olsun. 03.02.2016 Seher AK

Yanarım Yanarım Nakti ömrüm boşa gitti Yanarım Seher AK

Ne arkan, nede yolumu bulamıyorum kayboldum. Bulabilirmiyim yolumu daha ne kadar saklanacak. Daha ne kadar düşüp kalkacam. Ben daha bu karanlıkta ne kadar kalacam. Yolumu kaybettim Allah’ım yolumu bulmama yardım et. Beni benle bırakma karanlıklara gömülmekten yoruldum. Korkuyorum kendimden yardım et yarabbim… 03.02.2016 Seher AK

İçimde yeniden filizlenecek fidanlar olsun istiyorum. Tertemiz cesur ve korkusuz. Yarama merhem olacak bir fidan olsun, daha güvende olabilmek için. Ona baktıkça inançlı ve korkusuz ve güçlü olabileyim diye Ona baktıkça gülümsemeyi hatırlayayım. 03.02.2016 Seher AK    

Ne kadarda kolay olmuş her şey. Çekip gitmek gibi. Arkasında bıraktıklarını düşünmeden çekip gitmek. İçimdeki acı biran olsun hafiflemez mi? Zaman her şeyin ilacı derler bende ilaç yerine zehir oluyor. Suskunlaştım son zamanlarda konuşacak kelime bulamaz oldum. İçimde tarifi olmayan bir kahir var ama anlatamamak en kötüsü. Şimdi düşünüyorum da hayatıma sebep olanı bulup getirseler bir şey söyleyebilirmiyim bilmiyorum. Kafam çok doldu almıyor artık. 07.02.2016 Seher AK

Ne garip şeydir suskunlaşıp bir köşeye çekilmek. Kör sağır dilsiz olmak ne kadarda tuhafmış… Son zamanlarda böyle durgunum. Beynim uyuşmuş sıradan ve zevk almadan uyuyup uyanıyorum. Yediğim hiçbir şeyden anlamıyorum. İçtiğim su, sigara bile tat vermiyor bana. Boş bir insan olup çıktım. Son zamanlarda amacım nedir bu hayatta acaba diye düşünmeden yapamıyorum. Ne kadarda eskiyor insanın çektikleri. Geçeceğini sandıkça kabuk bağlayan bir yara oluyor ve anımsadıkça sürekli kanayan bir yara… Yağmur yağıyor, fırtına öncesi sessizlikten sonra geldi. Üşütüyor; beni bu havalar daha derinlere götürüyor beni… İçimdeki anılar canlanıyor. Eskiden ne çok severdim yağan yağmuru izlemeyi. Yüzümde bir tebessüm olurdu. Şimdi yüzüm asık ve üşüyorum… Ne çok kayıplarım oldu. Kaybettiğim ne çok zaman oldu. Her şey beni tüketti, tükenişlerim oldu her şey… Sevmiştim bende özlemiştim, anımsamıştım hem de hep karşılıksız, beklenti olmadan… Artık onlarda tüketti beni. Ne olacak benim bu umutsu hayatım. Bir örgü yumağı gibiyim. Nereye gideceğimi bilmeden savruluyorum oradan oraya… İnsanlar ne kadarda vefasız, acımasız ve kötü… Her gören bir derdin mi var diye soruyorlar. Onlara cevap veremiyorum. Çünkü ne onlar beni anlar nede ben onları. Herkesin yaşadıkları kendine ağır gelir… İçmeden sarhoş olmuş gibiyim. Sorunum yokken ne olacağımı düşünmek beni kendimle kalmaya itiyor. Ağzımdan kötü bir şey çıkacak diye korkar oldum kendimden… Fırtına öncesi sessizlik gibiyim. Ne çok şey biriktirmişim. Şu kahrolan yüreğimde… Kalbim bu kadar taş olurken ben neredeydim… Hep kendimden ödün vermişim. Meğerse boşa kürek sallayıp durmuşum. En kötüsü de dönüp arkana bakınca hiçbir şey kalmamış. Kalan tek şey pişmanlık ve üzüntü. Ben, ben miyim acaba bilmiyorum artık… 07.02.2016 Seher AK

Anlatamam derdimi yağan yağmura Alıp götürdü her şeyimi bakmadı arkasına Gözlerimi yaşlarla bırakıp gitti Bu nasıl sevdaydı yüreğim unutmadı Sisli havada yüreğimi acıtanı arıyorum her yerde Ben ona sarılamadım. Yağmur sis getiriyor. Bu nasıl bir acıydı ki Gözlerim yerine yüreğim ağlıyor hep İçimden kopan parça parça Öldüresiye acıyla sevdiğim yarim Ey deli biçare gönlüm Fedakar, duygulu gönlüm Nerdeydi hatan acaba Çok sevmek mi yoksa çok sahiplenmek mi Hep boş yere mi kürek çektin Yüreğim benim acılarla dolu benim Gözünde hep durdukça sömürülen gönlüm Oradan oraya hırpalanan deli gönlüm Vay ben ölseydim de sende kurtulsan Benden hırçın gönlüm 07.02.2016 Seher AK

Ellerimden parça parça kopan virane hayatım… Yıllar ne kadarda çabuk akıp gitti. Ne çok şey kayıplarım oldu. Kazandıklarımın yanında… Kimler beni anladı ki sen beni anlayasın. Yıllarım boş yere heba oldu. Yanarım yanarım nakdi ömrüm boşa gitti yanarım. İnce narin gönlüm 07.02.2016 Seher AK

Hayatta en büyük yalan sevgiymiş… Sessiz soluksuz kalırım. Derler hep. Sen olmasan bu kadar güçlü olamam derler. Çok severler vazgeçilmezleri olursun kimi zaman. Kimi zaman yaşama sebepleri olursun. İlk göz ağları olursun. Biricik sevdaları olursun… Sonra bir gün bir bakmışsın aslında sen hiçbir şeymişsin. İşte o zaman büyüdüğünü anlıyorsun ama geç oluyor yaptıklarına üzülüyorsun. Sadece bütün sevinçlerin bitiyor. Seni dağıtıp giderler. Kalp acısı bırakıp çekip giderler. Hiç umurlarında olmadan… 08.02.2016 Seher AK  

Mutfak masasına oturdum. Sigaramı yakıp bir yudum çektim. Elime aldım kalemi. Beni nelere sürükleyecek diye yazmaya başladım… Beynimde bir uğultu var yalnızca günlerdir çok sigara içer oldum. Kalbim ara sıra sıkışıyor aldırış etmiyorum. Ama nedeni sigara değil birikmiş yalanlar. Ne çok yalan söyleyen varmış hayatımda. Yaralı kalbimi kanatmaya ne çok meraklı insan varmış. Ağlamıyorum çünkü istemiyorum. Her şeye inat ayakta dik durmalıyım ki insanlar her şeyin farkına varsın. Varmaması da umurumda değil. Ben kendimden eminim ve hep ayakta kalıcam. Ben neden hep bu kadar herkese inanıyorum. Şimdi biliyorum herkesi kendim gibi dürüst zannediyorum çünkü. Ama ben düşmem Allah doğru olanın yanındadır ve Allah’ın yanında kaybolmaz yaptıklarım. Herkes yaptıklarıyla kalsın. Allah’ım hiç darda bırakmaz dürüst olanı. Şimdi susuyorum ve ardımda kalan kırıntılarımı topluyorum ve her şeyi Allahtan istiyorum. Onları Allah’a havale ediyorum. Bana her kim ne yaparsa yapsın affediyorum. Onları sevgi ile bırakıyorum. Kalbimin yanında hiçbir şey kaybolmaz ve ben onları Allah’ımın taktirine bırakıyorum o ne yapacağını çok iyi bilir. 08.02.2016 Seher AK

İnsan acısını sever mi sevgili… İnsan yarasını kanatanı anımsar mı? Yüreğini kör ateşe çevireni hatırlar mı? Kalbindeki ince sızı için oturup ağlar mı? Ben bunları hissederken sen ne haldesin sevgili… Yoksa benim hissettiklerimin aksine gülüyor musun? Canın acıyor mu ben gibi sevgili? 08.02.2016 Seher AK

Benim bu hayatta neyim var! Kalbim benim değil hep acı çekiyor hep kanıyor… Beynimin içinde hep bir şeyler var kemiriyor adeta… Gözlerim hep ağıyor hiç susmamacasına Yüreğimde hep acı hüzün var Benim bu halime ağlamayanlar Ben öldükten sonra ağlamaları niye! 08.02.2016 Seher AK

Bir kuşun kanadını kırınca uçamazmış. Benim kanadımı kırmadılar yüreğimi incittiler. Nasıl yürüyecem diye düşünür oldum… Hep bakıp geçtiler hayatımdan. Geçmek yerine anlamaya çalışan hiç kimse olmadı… Soramadım neden böyle yaparsınız dilim dönmedi hiç… Sanki ben çok güçlüymüşüm gibi her gelen bir parçamı dağıttı toplamaya çalıştıkça daha fazla dağıldım… Ben bir gün toparlanabilirmiyim acaba… 08.02.2016 Seher AK

Beni hiç anlamadın! Anlamayacaksın da. Benim gitmeyen korkularım senin ise biten korkuların var… Benim uykusuz gecelerim var senin gezmekten bıkmadığın keyiflerin var. Gidişini hep izleyen ben iken sen ise gidişini bırak, arkana bakmak bile aklına gelmezdi… Benim acılarım vardı senin gülüşlerin vardı… Şimdi söyle bana kimim vardı ki senden başka… Yaralarımı toplayan olmayacak, ağlayan bir omuzum olmayacak, uyu diye azarlayan olmayacak. Sahipsiz yazılarımın sahibi söylesene bana şimdi ben ne yapacağım sensiz! İçimden, gel diye mi dua edeyim yoksa hayallerine mi dalsan gözlerini düşünüp orada mı kalayım… Hayatın gölgesinde bıraktın beni. Gitmesen kalsan diye içimden dualarımı edeyim… Sensiz ne halde olduğumu merak edersen gelme o aciz berbat halimi gelip sakın görme. Yine toparlamaya çalışıp sakın gitme. Sen korkaksın ve sakın gelme gel desem de gelmesin ki… Beni anımsayıp hatırlamayı bırak aklının köşesinden bile geçmiyorum. Rüyalarında görmesin beni. Sende bittide ben neden takılıp kaldım. Sahipsiz yazılarımın sahibi. Ben, ben olamıyorum. İyileşmek için uğraşmıyorum. Çünkü canım tekrar yanacak biliyorum. Suskunlaştım ve sabır etmeyi aşıladım kendime. Eserinle övünebilirsin artık sahipsiz dizelerimin sahibi 08.02.2016 Seher AK

Sevgi iyilik doludur; sevgi kıskanç kibirli veya gururlu değildir. Sevgi geçmiş kusurların çetelesini tutmaz. Sevgi kötülükle bir arada mutlu olmaz, gerçekle mutlu olur hep. Sevgi asla vazgeçmez. İnanç umut ve sevgi bir arada olduğu zaman yalnızca mutluluk verir. 08.02.2016 Seher AK

Söyle demedi mi? Gitme demedi mi sana. Ben seni benden daha fazla tanıyan yok demedi mi sana. Nereye gidersen git, ne yaşarsan yaşa düşüp kalktığında söylediklerim aklına gelince sakın gözyaşı dökme sakın. Demedi mi sana her şey göründüğü gibi değil. Seni sen yapan benim demedi mi. Arkanı toplayan seni kendine getiren ben değil miyim? Denize düşersen sarılacak bir yılanın bile olmaz demedi mi. Boğulursun bir oltaya takı kalırın demedi mi? Kolunu kırıp seni bir köşeye atarlar denedi mi… girme şu güzel görkemli tuzağa demedi mi? Huyun değişir sen sen olmaktan çıkarsın demedi mi. Ölümden beter olmaz demedi mi hayatın. İşte bak dönüp bakma arkana sakın… Seni sen yapanı seni ölümsüz gibi hissettiren bir yarin kalmadı onu gömdün toprağa… Kaybettin beni şimdi söyle ben sana bunca şey söylerken nasıl kıydın biz denen o kavrama. 12.02.2016 Seher AK

Anladım ki acı çekmeden insan asla büyümüyormuş. Bir ince çizgi üzerinde gidip gelmekmiş hayat. Yağmur yağınca o çizgiyi kaybedenlerdenim. Güneş açınca da bir şey değişmiyormuş anladım. Hep habersiz gelir her şey üstesinden gelmeye çalıştıkça acı ile yontulduğumu unutuyor musun? Aklım olsaydı belki bu denli büyümek zorunda kalmazdım… Ne çok kayıplarım oldu ama bir tanesi beni benden etti. Ümidimi de kaybettim. Kuru bir yaprak gibi kırıldım. Rüzgarla savruldum. Gözlerim hep yaşlı kaldı. Geçmedi hiçbir şey gelse de istemem artık. Yokluğuyla yaşamayı öğrendim gölgesi bile yok oldu. Gelse sanki artık neye yarayacak ki? Yaram var devası olmayan bu yaram. Yüküm ağır indirecek takatim yok. Ne kadarda kolaymış bu yüreğimi dağlamaya az daha dayan kalbim… Üç beş belki gün belki de nefes dayan yalnızca 12.02.2016 Seher AK

Gece yarısı saat. Boğulacakmışım gibiyim. Uyandım yataktan kalktım. Kapıya doğru yürüdüm anahtarı çevirdim. Sadece dişarı çıkmak istiyordum. Ev terlikleri ve pijamalarımla kendimi dışarıda buldum. Evin önünde duran parka doğru yürüdüm. Hava ayaz ve soğuktu. Elimde beraber uyuduğum bebekle banka oturdum. Ayın etrafında bulutlar vardı. Sessiz her yer. Oturup kaldım öyle nefes alamıyordum. Boğazımda bir düğüm yüreğimde bir yumruk acısı vardı. Bu hale niye gelmiştim. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Rüyamıydı bunlar. Yoksa gerçekmiydi. Hiçbir şey hissetmeden ılık ılık gözyaşlarım akmaya başladı ve hıçkırıklara boğuldum. Nefes almak dahada güç gelmeye başladı. Kalbim neden bu denli ağarıyordu acaba… Kendime engel olamıyordum kaç saat orada oturdum hatırlamıyorum. Eve döndüm aynaya baktım. Gözlerim kan çanağı dudaklarım mosmordu. Kendimi banyoda pijamalarımla buldum. Sıcak su bile ısınmama yetmiyordu. Çıktım ıslak kıyafetlerle oturdum. Üzerimdekileri değiştirmeliydim ama onu da yapamıyordum. Gözlerimi kapattım kaç saat uyudum bilmiyorum. Gözlerimi açamıyordum çokmu hastaydım ben. Bu uğultu bu sesler neyin nesi. Niye bu kadar insanlar ağlıyor. Bir eli alnımın üstünde saçlarımı okşuyordu. Babamı gelmişti. Gözlerimi açamıyorum. Sesler birbirine karışıyor her ağızdan bir ses çıkıyor ismimi söylüyorlar ama duymama rağmen cevap veremiyordum. Günlerce kendime gelemedim. Ne kadar süre böyle kaldım bilmiyorum. Kendime geldiğimde günler değişmişti. Herkes başıma toplanmış ve herkes çok iyi davranıyordu bana. Halen o gün neler olmuştu ne yaşamıştım geçmişe dair hiçbir şeyi hatırlamadan yaşıyorum. 12.02.2016 Seher AK

Ne demiş şair. kolay terkeden güçlü sevmemiştir. Çok yerinde bir söz ama anlıyanlara. Seher AK  

Konuşarak bile insan kendini ifade edemezmiş çünkü karşındaki insanlar genelde kendi bildikleri doğruları yaşamayı bilirler. Yargılamayı geçerler. Hiç düşünmezler karşısındakinin ne hissettiğini. Seher AK

Gitmek en kolay eylemdir Kalıp mücadele etmek her insanın harcı değil çünkü… Hayatta konuşsan da bazen hiçbir şey ifade edemez insan. İşte bende onlardan biriyim. İfade etmekten öteye gidince kırılan incinen hep sen oluyorsun. Onun için susup bir köşede onları izlemek en doğru olanı diye düşünüyorum… Hep ifade edip konuşmaya çalıştığımda karşımdaki insanlar hep kendi bildikleri doğru yolda yürümeye devam ettiler ve ben bundan sonra sadece susmayı tercih ediyorum. Hayatta en güzel cevap suskunluktur çünkü. 24.02.2016 Seher AK

Suskunum Korkmaktan değil suskunluğum İncinmektedir Ben bir avcı değilim ki Susup ta avımı gafil avlayayım Suskunum çünkü anlamlı konuşmak boş Gözlerinin içine bakıp ta bir şey İfade edemedikten sonra niye konuşayım Suskunluğuma sebep mi istersin Aynaya bak sevgili 24.02.2016 Seher AK

Bir küçük dünyam var içimde benim. Her yönüyle bana kalması için uğraşsam da olmuyor. Çünkü herkes bir parçamı alıp götürüyor ve ben sadece bakıyorum… Seher AK

Taş mı oldu bu kalbim Gittiğinde pas mı tuttu yoksa Kalbim kan mı ağlıyor sevgili Ne kadar oldu daha gideli bilmem ki Seher AK

Yüreğimin her yanı dağlarla çevrilir. Çınar ağaçlarının arasında şırıl şırıl akan sudan bir yudum içtin mi kahrolursun. Yayları vardır ama yorucudur. Öyle bir bahçesi vardır ki oraya girdin mi çıkamazsın. Yüreğim öyle güzeldir ki hakkettin mi asla terk etmez insanı. Soluğun kesilene kadar sana misafirlik eder. Çıkmak istediğinde ise susar ve serbest bırakır. Gitmek isteyeni asla engellemez çünkü. Onun yüreğinden gidiş kelimesine yer yoktur. Susar ve yalnızca gidişi izler ve susar ve ağlar. O yüzden giden insan terk eden insan gerçekten sevmemiştir ve kalmak için güçlü değildir. 24.02.2016 Seher AK

Zaman akıp gidiyor bende ne bir şey bitti ne bir şey eksildi. Hayat ne kadarda tuhaf özlemler bitmeli. Seher AK

Nasıl bir yazgıdır benimki Bu kader benim mi yoksa senin mi? Hayatın cilvesi mi bu Bu yazgıyı yazan kalemler kırılsın Sen bir köşede ben bir köşede İmkansızlıklarla dolu yazgımız Bir çare bunmaz bu kaderimize Savruluruz daha çok oradan oraya 15.03.2016 Seher Ak

Kırılan keşke benim şu küçücük yüreğim olsaydı. Hayatım, hayallerim, ümitlerim yerinde dursaydı. Onları toparlamak daha ne çok zamanımı alır. O zamanda nerelere daha sürüklenecem daha ne kdar avutacam kendimi sensizlikle… Yüreğim sızısı geçmek bilmiyor. Zaman her şeyin ilacı derler bende ilaç değil zehir oluyor. Geceler zindan gündüzler cehennem. Gözyaşım duracak diye beklerken artık akmıyor kurudu. Bitmiyor içimdeki bu azap, ne yangın yerine döndü bu koca yüreğim. Bir çınar ağacı gibi yaprak döker oldum. Her anımda sen varken, her şeyde sen varken, ben nasıl kalkacam nasıl dayanacam. Bu gönlüme nasıl söz geçirecem. Bu kadar imkansızlıklara beni boğarken beni hiç düşünmedin mi? Sana yakıştı mı bu, yalan mıydı her şey. Yüreğimdeki bu derin sancıya çare bulmadan kolayı seçmek yakıştı mı sana. Gözlerim bakıp görmüyor artık hiçbir şeyi. Sabahlar olmasın kahrolası bu gönlüm ne zaman susacak. İçin için bu kadar yanmayı hakkedecek ne yaptım acaba… 15.03.2016 Seher AK

Neydi bu kadar imkansız olacak. Sevmek yetmiyor muydu? Olan bir şey var ama elle tutulacak bir şey yok. En acısı da ne biliyor musun? Görememek, duyamamak, geçmişe takılıp kalmak. Seher AK

İnsan bazen ne olursa olsun özler. Çünkü özlemek insan içindir. Özlediğin kişi bu özlemi hakkediyor mu bilemezsin ama yinede özlersin. Özlediklerin zaten çoğu zaman hakketmeyenler olur. Seher AK

Geç kaldık, çok geç kaldık. Geç kaldığımız hayat değil, kalbimiz. Kalbimize ne kadar da engeller bıraktık. Üstelik bu engelleri hakketmediğini bile bile ne kadarda zorluklar yükledik.  Susturduk hep korkular aşılyoruz. Geç kalıyoruz hep yaşamak, hissetmek yerine hep kaçıyoruz kendimizden. Yüreğimizi hep görmezden geliyoruz. Yolumuzu bulmamıza onun yardım edeceğini bilebile kaçıyoruz ondan. En hayırlısı onun yolunda olduğunu hep unutuyoruz. Yaşamı kalbimizi kapatarak yaşıyoruz. 15.03.2016 Seher AK

Keşke her şeyde yanılsaydım da bir tek bir tek senden yanılgım olmasaydı… Ömrümden gidenler beni yormadı. Senin gidişin yormadı, beni benden etti. Hep bir fotoğrafımız olsun istemiştim yan yana hem benle, hemde hayatımla. Her şeyi boşverilcesine bir fotoğraf. Beni bu kadar hırpalamana değermiydi. Gönlüme bu kadar acı çektirmeye değermiydi hayallerin. Yüreğimin acılar içinde kıvranacağını göre göre değer miydi? Beni imkansızlıklara sürüklemene. 15.03.2016 Seher AK

Deli gönül hangi dala konsan boş. Tutunacak dalların çoktan kırıldı. Bu imkansızlıklarla daha ne kadar yaşayacaksın gönül, dert çekecek gücün mü kaldı deli gönlüm… Hiç hayatın kalmadı ki, varlığın bile yok. Her seni seveni kendin mi sandın gönül… Dalların her kırılınca yalanlarla uyutulduğun yetmedi mi? Seni unutanlar için yandığın yetmedi mi? Rüzgarlarda savrulduğun yetmedi mi gönlüm. Sus artık gönlüm dur artık deli gönlüm.. 15.03.2016 Seher AK

Anlamsızlaşan ne çok şey var hayatımda. Ben kimim, neyim, nerdeyim ben nerelerde unuttum kendimi. Karışık bile değilim artık. Boş gözlerle yaşamak bu olsa gerek. Böyle olmama sebep acaba hayatımda hep olmayan şeyler mi bilemiyorum. Derdim hüznüm var mı onu da bilmiyorum. Olmayanlar artık içimi acıtmıyor. Gemi nerde demir alacak onu da bilemiyorum. Artık sadece izliyorum her şeyi. 02.04.2016 Seher AK

Kırık bir satırı tamir edebilir misiniz? Satırlarıma cümle ekleyecek kadar Cesur musunuz? Kusursuz olsa da manidar cümleler oluşturabilir misin? Yırtılan sayfalarımı tamir edecek Kadar fedakar mısınız? Gözyaşlarımı akıttığım yapraklarımı Temizleyecek kadar Güçlü müsün? Mutsuzluklarla dolu kelimelerime Mutluluk dair edecek kadar saf Ve özgür müsün? Şimdi kanayan yapraklarımı Toplayacak cesaretin varsa Burdayım 02.04.2016 Seher AK

Bir gün gelirde unuturmuş insan yaşadıklarını. Yoksa unutmak zorunda mı bırakılır insan! Gözler uzaklara dalıp gidince unutmak değil asıl yapılan sadece kaçışmış. Duruyor mu halen sana aldığım mavi gömleğin yeşil çizgili kazağın. Giyipte karşıma gülüşünle duruşun gelir gözümün önüne mavi gömleğinle önümde diz çöküpte bana bakıp teşekkür etmelerin aklıma geldikçe yüreğim sızlıyor. Meğer unutamıyormuş insan. Sadece unutmaya mahkum ediliyormuş. Ben bunlarla kendimi kandırırken sende kendini avutuyor musun yine hastamısın içim bu yüzden mi acıyor acaba. Sen hissediyor musun başında sabahladığımı. Bedenim değil de ruhumun senin yanında olduğunu hissediyor musun? Yoruldun mu sende ben gibi. Sence ben tek taraflımı yaşıyorum bu hissi. Ama öyle olsaydı öyle hissederdim tersini hissetmezdim ki. Yüreğin bensiz yine burkuldu mu acıdı mı kabin ben gibi. Ben ben olmaktan çıkmışken sen zevkinde sevdanda mısın yoksa. 02.04.2016 Seher AK

Elimde bir kağıt kalem geçen yıllarımı oturup yazacaktım. Ben yazdıkça hatırlayıp ağlayacak mıydım? Ben yalnızca mutluluk bunun neresinde? Ben bu rüyadan ne zaman uyandım. Ne zaman çıkmazlara yelken açtım ben? Elimdeki kalemlerle yazıyor olacaktım sadece. Peki, yazmak kalbimdeki yaraları da iyileştirecek mi? Şu karanlık gecelerimin bir sonu olacak mıydı? 02.04.2016 Seher AK

Nerelerdesin yolunu kaybetmiş deli gönül? Bu kadar kanadımı yaran? Ağır mı geldi yaşadıkların, karaları bağlayacağını bile bile beyazlarını nerede unuttun? Üzdüler mi seni, hırpaladılar mı seni, dur demedi mi sana, ağlatırlar demedi mi seni? Çırpınma boğulursun sana göre sular değil demedi mi sana. Yüzündeki gülümsemeler kaybolur demedi mi sana? Sahipsiz kalırsın demedi mi yolunu kaybedersin demedi mi sana? Gönül şimdi karalar bağlamak için geç kalmadın mı deli gönül? 02.04.2016 Seher AK

Dur gitme diyemedim sana yapma diyemedim sana. Elerimi ellerin almasına izin verme. Yüreğimin sızlamasına izin verme. Kalbim incinir yapma demedi mi? Beni benle bırakma demedi mi? Korkarım her şeyden demedi mi? Karanlıklardan korkarım gitme beni acılarımla bırakma kalbime daha yenilerini ekleme demedi mi? Beni uçurumun dibinde bırakma demedi mi? Ben sana ne yaptım da beni korkularımla vurmaya laik gördün? 02.04.2016 Seher AK

En büyük korkumda oldu Zafer edası çığlıkları duyuyorum Mutlumusun gönül Beni benle bırakmayı başardın. Seher AK

Unutmak eylemi Yaşananları silmek değil Daha fazla anımsamaktan İbarettir. Unuttum diyenler yalnızca Kendini avutuyor… 10.04.2016 Seher AK

Ağlak hallerimden bir gündeyim yine. Gözlerim boş gözlerle duvarda asılı olan resmine takıldı. Hüzün sardı tüm bedenimi… Dudaklarımdan ismin döküldü. Sesim çok tiz çıktı acıdım halime. Niye böyle olduk biz sahi? Kalkıp bir kahve yaptım. Karşıma seni aldım. Hesap sormak istedim. Sitem dolu sözler sarf ederken sen sustun. Senin hayalin bile bana cevap verecek kelime bulamıyor… Kulağım radyoda çalan şarkıya takıldı. “giderim ant olsun giderim” ant mı içtin de gittin öylemi. Sende şarkılarımı da çalıp gittin. Hıçkırıklara boğuldum. Bende kalan son hatıran tişörtünü kokladım yine, yie hıçkırıp ağladım… Sen gelsen şimdi çıkıp şu kapıdan Ben yine gülümsesem Sen gelsen ben yine dertlerimi unutsam Kendim olabilsem… Sen benden vazgeçtin… Canın acımaya acımaya… 10.04.2016 Seher AK  

Hüsrana uğramış hayallerimi ben bu sayfalara buruk cümlelerle döksem içim nefes alacak mı acaba? Kırık kalbimi çivi misali tamir etmeye çalışsam acaba onarabilir miyim? Yüzündeki hüzne bir rüzgâr değse tebessümüm geri gelir mi? Dalıp dalıp giripte çıkmaya çalıştıkça batmaktan kurtulabilir miyim bu karanlık kuyudan? Akıttığım gözyaşlarımın ardından armağan olarak gülüşlerim gelir mi? Suskunluklarımın ardına sakladığım ümitlerimi söylersem tekrar hayallerle dolar mıyım acaba? Hep bardağın boş tarafının diğer ucunun dolu olduğunu söyleyenlere sorsam benimde dolu tarafımı gösterenler olur mu acaba? Dinlediğin ney sesini özlediğimi söylesem tekrar duyabilir miyim o esrarengiz güzel sesi?  Dışarı çıkınca her zaman gidip oturduğum bankın hemen yanındaki papatyalara dokunabilir miyim? Bunca ağır yaşanmışlıkların ardından tekrar ayağa kalkabilir mi şu harap kalbim… Acılarım toplayıp bir eskiciye satsam alır mı karşılığında bana yaşama sevincimi bir iki saatte olsa geri verebilir mi? Sabahları duymaya alışkın olduğum simitçinin sesini duyabilir miyim? Onca bana bakan gözlerin yalnızca birinin beni görmesini istesem görebilir mi? Açıp semaya ellerimi dualarımı ettiğim onca saatleri saymasak rahat olduğum başka bir yer var mı diye söyleyecek bir söz duyar mıyım? Özlemini varlığını bilmediğim o sıcacık sarılıcına hasret olduğum baba kokusunu bir kez gösterecek birileri var mı diye baksam görür müyüm? Saçlarıma düşen akları gördükçe yaşadıklarımın ağırlığının yerine onlara bile sevinecek bir mutluluğum olabilecek mi? Sahi onca şey biriktirmişken ben şu küçücük yüreğimde ben kimim nerdeyim ve nerde durmalıyım? Ben var mıydım yoksa yaşayan bir beden miydim? Çalınan onca ümit hayal varken ben kalkabilir miydim, yoksa çekip gitmeli miyim? Denizdeki sislere rağmen yönünü kaybetmeyen bir geminin kaptanı olabilir miyim? Ben yönünü kaybeden bir benden iken nasıl kalkıp yön alacağımı söyleyen birileri var mı? Onca iz varken ruhumun derinliklerinde beni bağlayacak bir ruh bulabilir miyim acaba? Tükenmişken, dağılmışken onca şeye rağmen bu kalbi toparlayabilir miyim? Şairin dediği gibi acılar insanı olgunlaştırır. Beni de olgunlaştırdığı için mi ben bu haldeyim? Uçurumun kenarında bana bakan dalı tutsam acaba yaşayabilir miyim? Denemeli miyim acaba kendime bir şans daha vermeli miyim? Alarmın sesiyle kendime geldim bunca sözleri söyleyen yaralayan ruhumun ne kadar acı çektiğini görünce toparlamanın zamanı geldiğini anladım… Şuan bu satırları yazarken yeniden hayata tutunup da hayallerim olduğunu unutmadan çabaladığımı gördüm. Geçmişle rüyamda hesaplaşmıştım ve artık daha mutluyum ve gülümsemeyi öğrendim. Acılarımı bile seviyorum artık. Her şeye herkese inat dimdik ayaktayım. Bana yaşatanlar ise kendileriyle hesaplaşma peşindeler. Onları Yaradan’ın takdirine bıraktım. Ben yalnızca GÜLÜMSÜYORUM :)…

Masamda duran renkli kalemleri avuçlarımın arasına ve hepsine birer anlam yüklemeyi denemeye çalıştım. Her bir renge sevdiğim insanların yerine bırakmak istedim ama olmadı. Yapamadım kıyamadım renklerine.  Çevremde bunlara laik hiçbir insan bulamadım ki. Yazarsam belki belleğimde bir yerde darbe yemediğim bir dost bulurum diye ümit ettim olmadı. Hepsini arkamda bırakmışken onlarda bana kalan yalnızca acımıymış meğer. Kalemlerimi topladım ve özür diledim her bir renginden. Beni gören deli zannederdi. Çünkü onlar benim yaşadıklarımı yaşamış olsaydılar acaba böyle suskun oturmayı becerebilirler miydi? Hiçbir rengi hiç kimseye yakıştırmadan kaldırdım masadan ve telefonuma gelen ardı ardına mesajların sesiyle irkildim ve hepsi darbe aldığım insanlardandı sadece ruhlarını temizlemeye çalışıyorlardı. Acı acı baktım yalnızca, isimlerini gördükçe mesajları okumadan sildim. Çayımı alıp balkona çıktım yağan yağmuru gülerek izledim. Kayıplar olduktan sonra toparlanma sırası onlardaydı. Ben kalkmayı başardım. Bu saatten sonra hesaplarıyla vicdanlarıyla hesaplaşsınlar yaradan her şeyi görüyor. Susmak hayatta bütün kötülüklere karşı en güçlü silahtır. 10.04.2016 Seher AK

Sahi ne kadar çok incinmişti şu zavallı kalbim bir daha dokunmaların izin vermesem de büyürdüm ben Seher AK

İçimin sızladığı gecelerde gözyaşlarımla odamın camını açıp nefes almaya çalışırım. Güneşin doğuşunu beklerim çaresiz hatıralar bırakmaz uykularımın peşini gözlerimi kapattığımda virane gönlüm acılarla kıvranır durur. Gökyüzüne bakıp bakıp ağlar durur şu zavallı yüreğim. Ay ışığı içime hüzün yerine mutluluk verse dua eder bulurdum kendimi. Yine bir sabah güneşi görecek mi diye bekler dururken saatin sesine düşman gibi bakar durur bulurdum şu ruhsuz bedenimi… Geceler beni kör bir kuyuya atmaktan başka bir şey değildi. Gözerim için zindan yüreğim için ucu olmayan kör bir kuyu. Çekip çıkarsaydım şu gönlümü çok denedim ama olmadı. Yapamadıklarıma ağladım az ile yetindikçe daha fazla battım. Ne olur sabah güneşini görsem ve bu kâbustan uyansam. Beni benle bırakan bunca yaşanmışlıklarıma ağlar durur oldum. Ellerimi açıpta seslensem duyan olurmuydu beni acaba… Ne olur ne olur kum saatine dönen bu acılarımı tekrarı yerine bitişini verse bana artık. Düşünmekten yoruldum dağıldım. Bende uzakta olan şu ruhum geri gelse de beni çekip çıkarsa şu ümitsizliklerden… Başımı yazladığım camdan güneşin ışığını görünce yatağıma geçtim kapattım gözlerimi dalıp gitsem ve uyanma zamanımı ben bile unutsam… Karabasan gibi üzerime çöken şu geceler olmasaydı… 12.04.2016 Seher AK

Tamam, oldu dendiği zaman bir engel çıkar hep bende. Bir adım attım engel peşimi bırakmadı. Yine her zaman olduğu gibi hayat yoruyor beni. Artık bu nasıl bir hayat nasıl bir kısır döngü yaşadığımı anlayamıyorum yordu beni bu hayat hem de çok. Ben ister miydim böyle bir hayatım böyle bir yaşantım olsun. Oldu ama elimden ne gelir ki. Benimde bir babam olsaydı arkamda dursaydı belki bende bu halde olmazdım. Ben çok farklı yerde olurdum ama olmadı. Allah’ım beni bir sınava tabi tuttu bende bu sınavda ayakta kalmaya çalışıyorum yalnızca. Sanki bir sürgündeyim bu hayattaki bu sürgünüm cezam bitmeyecek gibi sanki hayat beni ne zaman affedecek. Normal bir yaşam süreceğim kim bilir. 25.05.2016 Seher AK

Senin bana verdiğin ceza ne zaman bitecek ne zaman son bulacak kader… Ne zaman elimi attığım dal elimde kalacak tutabilecek miyim? Arada bir benimde yüzümü güldür. Arada bir bende firar edeyim sürgünlere gebe kal miyim kader ya. Sürgün hayatıma bir gülümseme kat olmaz mı be kader Arada sırada bu kalbimi sevindirsen gülümsetsen olmaz mı kader Seher AK

Bir çember oluşturdum koca ömrüme. Acılarımı, hüznümü, acımadıklarımı, umutlarımı, hayallerimi, özlemlerimi biriktirdim attım çemberin ortasına. Hangisini tutup hangisini bırakacağımı bilmeden tutmaya çalıştığımı bilmeden… Eksik bir şeyler varmış gibi çemberimi çeviriyorum eksikliğimi bulamadan döndürüyorum… Kulaklarımdan inceden inceye bir ney sesi var ki beni benden alıp ta uzaklara sürükleyen bir ney sesi. Eksik noktayı bulabilir mi düşünürken buluyorum kendimi. Nerde o eksiklik. Bir ışık belirdi yüreğimin ortasında ve cevabını buluyorum benim en büyük eksikliğim güvenmiş meger 22.06.2016 Seher AK

Bugün yine kırgınım kaderime. Nasıl olduğunu bilmeden yaşar haldeyim. Sahi niye böyleyim ben. Yalnız benim mi böyle gelgitlerim var acaba? En son kime içten sarıldım, en son kime merhaba diyip hayatıma alıp anlam katmasını bekledim hayatıma. Hayatta en son ne zaman sımsıkı sarıldım. Hiç aynaya bakıp ta yüzündeki gittikçe derinleşen çizgilere baktım. Saçımın rengini en son ne zaman değiştim… En son neyi kimi özledim ben sahi ben kimim nerdeyim. 22.06.2016 Seher AK

Yüreğime gizlediğim çığlıkları haykırma zamanı. Ne zaman bir şelalenin şakır şakır sesine benzeyen sırlarımı ne zaman haykırmalıyım. Haykırmama sebep olacaklar kelimelerim mi yoksa kalemimden dökülen cümlelerim mi olacak. Issız sessiz bir bekleyişle mi olacak… Durduk yere ağlarken mi olacak haykırışlarımı, hatıralarımı anımsadıktan sonra mı? Cevapsız sorularımın ardına gizlediğim ne çok bensizliğim varmış. 22.06.2016 Seher AK

Bir insanın yazdığı her cümlede bir cevap bulmak kimin harcı Seher AK

Aylar yıllar oldu gidişinin ardından gözyaşlarım kurudu sensizliğinle. Yüreğim bitap, kalbim sızılı, güvensiz kaldı sevgili… Gelişinle her şeyi değiştiren hayatıma yeni filizlenen çiçekler açarken gidişinle tümünü kuruttun sevgili… Sonbaharlarım hiç bitmiyor artık. Baharı yaşamaz oldum sensiz sevgili. Baktığım her yerde seni gören gözlerim boş bakar oldu… 22.06.2016 Seher AK

Umudu olmadan yaşayan bedenlerde varmış. Meğer dünyada yokluğuna ağladığım çok şey varmış. Her şeye küsüm. Güneşe, aya, geceye, gündüze en çokta rüzgara küsüm… Dualarıma karşılık vermeyene daha küsüm dargın kırgınım hayatıma Seher AK

Kalbimi kıranı ver bana hayat. Hayallerimi çalanları cezalandır. Düşlerimi kabusa çevirenleri Umutlarımı alıp giden rüzgarları Yokluğunu yaşatan her şeyi Ver bana verki gülümsemeyi HATIRLAYABİLEYİM… Seher AK

İçimden geldiği gibi yaşamayı ne zaman unuttum ben. Sahi ben bu muydum? Seher AK

Şu kahrolası yüreğimi nereye alıp gitsem, hangi ağacın toprağına gömsem büyük olan yüreğime sığmayan bunca derdi nerelere savursam hangi rüzgâra bırakıp gitsem… Affedilmeyen bir yüreğe ne armağan verseydim de bende onunla mutlu olmayı becerebilsem Seher AK

Bir yüreğim vardı içinde umutlarla dolu olan bir deniz gibi. Misal kıyısına herkesi barındırabilen taptaze hayallerle onlara mutluluk aşılayan bir yürek… Sandala denizlerine açılan saf temiz duru özlemler barındıran bir limana sahipti… Hiç hırçınlaşmaya müsaade etmeyen gidişlerden korkmayan bir yürekti bu. Aldıklarına karşılık beklemeden durup izleyen yağmur misali bir yürekti… Dokununca incinmek yerine yeni bir şeylere öğrenmeye çalışan bir bebek misali bir rüzgar esintisinde sımsıkı limanına tutunmaya çalışan bir kaptandı… Şimdi bu yürek niye böyle oldu. Korkak kurutulmuş bir deniz yerine bir su göletine dönen korkak bir kaptan olup çıktı… Nedenleri o kadar çok ki konuşmak yerine susmayı tercih eden suskunluğa sığınmış bir yürek… Yüreğim, seni incitenler şimdi mutlu peki sen? 22.06.2016 Seher AK

Bugün yine bayram. Olsaydın bir nefes olsaydın hayatımda. Bayram sevincini senle bende yaşayabilseydim. Herkes gibi bende senin yokluğun yerine varlığına sevinseydim. Bana da deseydin kızım bir şeye ihtiyacın var mı? Yarın bayram neyin eksik. Yada hiçbir şey istemezdim nefesin olsaydı yeterdi bana. 04.07.2016 Seher AK

Nefesim olsaydın sende benim hayatımda öpülecek bir el olsaydın koruyup kollayacak bir çınar olsaydın gölgende bende barınsaydım. Bayram coşkusunu bende yaşasaydım. Başı dimdik, boynu bükük yüreğim gam keder dolmasaydı. Sen olsaydın ben bu kadar yanlışlara sürüklenmezdim. Senin eksikliğini özlemini başkalarında aramazdım. Sen olsaydın yüreğim bir serçe yüreği gibi küçük olmazdı. Sen olsaydın bana sahip çıkan çok olurdu sen varlığınla değil gölgenle korurdun beni. Arife gününü senin kokun olduğu bir evde geçirirdim. Dört duvarın arasında gözyaşlarına boğulup ağlamazdım. Hayatımda yanılmazdım. Daha sağlam basardı bu ayaklarım. Her yokluğun bana acı geldiğinde köşe bucak kendimden kaçmazdım… Dilim lal ağzım suskun olmazdı sen olsaydın. Yalnız olmazdım yalnızlığımı hissetmezdim.  Pişmanlıklarıma ağlamazdım. İyileri çabuk alırmış yanına ama seni almasaydı. Seni almasaydı bir tek bayram beraber olabilseydik. İçim bu kadar acıyor ki baba niye sende yoksun sanki. Bana sensiz yaşamak zor geliyor artık dayanacak gücüm yok artık baba… 01.07.2016 Seher AK

Günler geçti bir tek yoklamak yetti sana demek ki. Hani o ölüyorum bitiyorum yapamam sensiz diyişlerin. Tek damla gözyaşıma kıyamazdın. Bugün bayram gözüm hep telefondayken şimdi arar şimdi çıkar gelir şimdi bir ışık görünür o beni bayramda babasız bırakmaz dedikçe olduğum yerde kaldım. Demek ki hepsi yalanmış… Hayatında hayaldim geceleri rüyalarındım demek ki senin için yalandım. Her şey koskoca hayalmiş. Acırım onca zaman yıllarıma hepsi koskocaman bir boş sayfaymış. Kendim yazıp çizip oynamışım… Bir sorsana kalbine ben neydim senin için yalan bir sevdanın içinde beni kukla diye oynatmana değdi mi. Aciz oluşumu yıkıldığımı görmek için can atarken istediğin bu ise şunu bil ki karşına geçipte güçsüz olduğumu göremeyeceksin. Ağlamayacam içimde fırtınalar kopsa da dönüp sana bakmayacam. 05.07.2016 Seher AK

Yemin ettim, ant içtim yıkılmayacam sana inat, ayakta duracam. Beni attığın ateşten çıkmak için çırpınacam. Kül olup bitmemi göremeyeceksin. O arsız, uslanmaz gönlüne inat yıkılmayacam. Kurtulacam senin bu içine atıpta bıraktığın sevgiden… Her şey üstüme geliyor. Herkesle baş edecek gücüm var benim. Beni belki unutacaklar ama senin gibi şerefsizi unutan olmayacak.  Güreğim temizse suç benim son nefesimi versem de bir gün bana yaptıklarını da beni attığın ateşe inat seni affetmiyecem… ölüm gelip kapımı çalsada seni affetmiyecem. Ben gidip bir köşede can versemde hesabımı öte dünyada bekliyor olacam hesabımı. Seninle o gün hesaplaşacam. Araya hiç hatır bırakma. Gözün yollarda kalmasın yüreğin yüreğime ağlamasın. Öyle kinliyim ki sana git kendine kahrını çekecek bir zavallı bul. Öyle nefret doluyumki sana öyle doluyum ki herkes sana gelse de bensizliğe hep mahkûm kalacaksın… Talihim dönmese de gizlice kırıldıysa gönlüm. Yaram büyük olsa da başım düşse de önüme efkarım ağır bassa dahi yıllar akıp geçse de hiç senin acını içimde soğutmayacam ki seni affetmiyim. Yüreğimi acıttığın kadar acısın yüreğin kalbinde hep bir bıçak yarası olsun. Acısı sızladıkça aklına ben geleyim yüzüm gözlerinin önüne gelsin ve parça parça olsun o taş kalbin pişmanlıkların hep senin boynunu da büksün. Neşemi sevincimi aldığın her şeyime karşılık hayatının anlamını sende yitir. Boşuna sevmişim sana zerre kadar değmezmiş sana… Sakın benim acılarda olduğumu zannetme, en büyük hatam senin o taş kalbini yumuşatmaya çalışıp kendime yaralamışım. Yıllarca boşa uğraşmışım. İkiyüzlüymüşsün yalanmış her şeyin. Neler yaptım da değere geçmedi. Sana yaptığım her şeye yapmasaydın dedin. Cahilliğime üzülüyorum. Rengimi kaybettirdin. Gönlümün rengini yitirdim. Bir tek dileğim var oda sende hayatında rengini kaybet… Benim gibi birini bulduğunda oda senin bana yaptıklarını yapsın da o zaman ah aldığını hatırla da çırpın içinde. Yüreğin burkulsun. Yüzündeki gülümseme kırılsın. Kendini sende ben gibi avutmaya çalış gizli gizli sende hıçkırıklara boğul ağla. Beni sende anımsadıkça içinde sönmeyen bir ateş yansın hep…. Unutmamayı sende hisset. Yüreğin kafan hayatın benimkinden daha kötü olsun. Benim acım bitmiş olduğunda senin acın hep devam etsin. Allahtan tek dileğim var o kalbine giren çıkanın sayısı olmasa da için hep benim acımla dolsun. Sana sayacak çok sözüm varken değmediğini gördükçe cümlelerime acıdığım için sana yazmak bile fazla. Allahın dan bul sadece 05.07.2016 Seher AK

O birilerine söyleyin… Susmam korkumdan değil Sabrım sevgimden Saflığımı aptallıkla karıştırmasınlar… Her mutluluğumu ve her suskunluğumu da korkaklığımdan olmadığını bilin. Yarın üzülecek olanlar, bugün haksızlık yapanlar ve son gülenler ise bugün sabredenler olacak Seher AK

Hayat çok şey öğrettin bana. Çok acılar çektirdin. Acı çekmenin beni olgunlaştıracağını kafama vura vura öğrettin. Büyümekse büyüdüm. Olgunlaşmaksa olgunlaştım. Ben senden acıdan yana payıma düşeni aldım ve alacamda daha belki. Artık umurumda değil hiç kimse. Sözüm meclise değil nefes alan herkese. Seher AK

Yara değil acıyan aslında, kabuk bağlamasına sebep olan nedenlerdir. Bir fanus içerisine sıkışıp kalır insan. Bazen nefes alamaz. Ne yazık ki suskunlaşır insan. Yürek acır ama yinede susar… Seher AK

Benim suskun olan kahrolası yüreğim sende biraz dile gelseydin ya. Sende biraz gülseydin. Sende biraz hayal kurabilseydin. Sende biraz ümitli olsaydın. Sende kanayan yarana bir el isteseydin. Derdini paylaşacak bir koku bulsaydın. Bir yoldaş arasaydın ya. Bilmem ki suskunluğun bana mı yoksa insanlara mı? Dağlar bile kaya dibinde gülerken sen neden bu kadar suskunsun her şeye. Kendini bu kadar kapatman neden be deli yüreğim… 09.11.2016 Seher AK

Bir yaram var oda kalbim Çok kanıyor çok sızlıyor Biraz hüzünlüdür kendisi Biraz asi, çok kırılgan Bir o kadar da şefkatlidir. Tüm bunlara sebep yardandı Geleceği yok Seher AK

Karışığım darmadağınığım hüznüm yüzüme vuruyor. Asabi agresif lanet bir şey oldum çıktım. Görmüyor duymuyor hissetmiyorum. Buz parçası gibi sert ve katıyım. Yüreğim doldu taştı artık onu toparlayamıyorum… Dağınıklığımı topladıkça her gecen gün daha dağılıyorum ve kendime yetişemiyorum… Boğucu hava değil benim aslında yağan yağmur değil gözyaşlarım. Mevsimin kış oluşu içerinin sıcaklığı beni ısıtmıyor. Üşüyorum kafamı toplayamıyorum. Turnaların göç zamanı geldi ve geçti beni burada bıraktıkları onlara da kızgınım. İçtiğim suya dahi öfkeliyim.  Ben ne oldum böyle kendimi anlatamıyorum. Sahte bir gülümseme ve ablak bir surat görüyorum hep karşımda… Şimdi durdurmaya çalışsam da kendimi durduramıyorum ne yazık ki… Şimdi tam sırası hikayemi yazmamı beklide… Seher AK

oysa sen bilmezdin yüreğimin ne kadar ezik olduğunu ağırdı benim kalbimin sancıları,derman aramayı bırakmıştım yaralarıma merhemoysa çürümüş bir kalpten;yüreğe ruh vermemi bekledin beklentiler içinde omuzlarımdaki yükün ne denli ağır geldiğini göremedin hiç anlamazdın gözlerimin feri nin sönük olduğunu uzaklaşmıştım herkesten herşeyden kendimden bile koca hayatımın toplamında sana verebilecek birşeyim olmadığını göremeyenlerden oldun sende  istediğim bir kanat bir omuz değildi ki senden veya başkalarından  kabuk bağlayan yaralarıma tuz basıp kanatmaktan başka ne yaptınız acaba  elim ayağım çürüdü yüreğimin acıları artık büyük geliyor benim kendimden beklentim yokkken senin benden istediğin ne acaba …

Nekadar da caresiz kalmışşım  beni benimle bırakın ,derdim ağırdır canım;hayallerim gitti.siz bilemezsiniz. kimsesizlik yetmezmiş gibi sabrımda tükendi zincire vursalar şu arsız kalbimi  çünkü; acı kaldıracak kadar güçlü değil artık. simdi gelsinler de görsünler sebep olanlar dertlerim agır geliyor artık ve taşıyacak gücü de kalmadı

Bir damla su olabilsem keşke; bir kayadan ince ince süzülebilsem ne denli yorgun olduğumu anlıyacak bir kaya; gülüşlerimde hüzün,durgunluklarım da keder, jonuşmalarımda boşvermişliğimi anlıyacak bir kaya… bir su misali akıp gidebilseydim hayallerime , ümitlerime , özlemlerime… yıkık dökük olan yüreğimi acılarımı,sevinçlerimide alıp gitsem çok uzak diyarlardaki kayalıklara ve; orda sadece kendi halinde akan bir damlacık olsam….

Git artık hayallerimden gözlerimden tebessümlerimden,hayatımdan,yüreğimden;arta kalan kırık hayatımdan yazdıklarımdan ve yazacaklarımdan git ki elimde kalan bir kaç ümidin içinede işlemesin hiç birşeyin yağan yağmurumdan yıldızsız gecelerimden git aldığın ahımla düşlerimi kirletme gözyaşlara bogulmadan git  git artık kabuk bağlayan yaralarımı kanatmadan çek git  sende birgün ben gibi yaşamla ölüm arasındaki cizgide kalırsan işte ozaman aklına ben gelıyor olacağım  vicdanın sızlıyacak tabi vicdanın varsa ozaman onunla hesaplaşırsın benimle değil tüketiğin onca ömürleri düşünerek ağlayacaksın ….

Kader diye bir şey vardı da ben mi göremedim yada;kendini bana göstermek mi istemedi anlayamadım bana son oyun hazırlamışta kaybolmuş bari nasıl oynuyaçağımı gösterseydin be kader. yada nasıl davranacağımı belkide… içi dışından beter bitmiş bir bedende ne beklersin de attın yine bir oyuna  senin son revanşların hep böyle hayince mi olur derin bir uçurumdan aldın çektinde beni eyvallah tayeni bir başlangıcı kaldıracak bir ruh varmı ki karşında onca ateşten sonra küllenen hayalini umudunu kaybeden bir bedenden neyi yeşertmemi beklersin anlıyamadım. yanan bir yüreğe su serpmeyi unutmuşken neyin kafasını yaşıyorsun sen be kader. gecelerimi aydınlatan balkonumun hemen yanı başındaki sokak lambası gibi boş , boş yanıyorum yanlızca ha birde;uzun geceler var bir de geride kendiyle bocalayan bir ben oyununla cebeleşen bir beden düşlerinde hayal kırıklıkları olan bir ruh var sen yine yaptın yapacağını kader senden hep böyle ümitsiz sonlar beklenir ….  

Gülümsersin hep ; Ama kimse bilmez yastığı hıçkırıklara boğduğunu, konuşursun ;ama içinde kopan fırtınaları görmez kimseler gözlerinde. Yağmurda sırılsıklam olurcasına ıslanırsın kimseler bilmez kalbindeki acıdan arınmak istediğini Bir evde yaşarsın ama; oraya kendini ait hissetmediğini bilmezler Yürürsün ayaklarının acıdan patlıyacak gibi ama kimse bilmez hırsını ayaklarından aldığını Herşey yolunda gibi görünsede; kimseler ne denli caresiz olduğunu görmez herşeyi gördüğünü zanneden onca insan varken sen birşey göstermiyecek kadar kendinle savaşırsın. çigerinin ucunda öyle bir dert vardır ki; anlatamaz konusamaz söyleyemesin. Kanayan yaralarını saklamaya çalışırsın kendinden kaçarken kimsecikler bunuda bilmez Biri ölür cenazeye gidersin içine akıttığın gözyaşları cenazesi olan kişi için degildir kaybettiklerin ve daha olacak kayıpların içindir  Herşey üst üste geldiğinde, bunaldığında kendinden korkutuğunu kimseler bilmez Çevren sadece el alem ne der peşindeyken içinde bir çığlık kopar işte ozaman dile gelir duyguların . El alemin benim neler yaşadığımdan haberi varmıydı acaba dersin, ama yine kimseler anlamaz söylediklerini tıpkı yaşadıklarını bilmedikleri gibi İşte onca insan arasında hayatları benzer yaşadıkları farklı olan insanların arasına karışıp gidersin işte tam orda anlar insan onca yaşanmışlıkların ağırlığını yanlız aslında kendin yaşıyorsun ama kimseler hayatımızda oluyor hep kaçamadığın tek şey onlar oluyor…   SEHER AK  18.09.2018

Bir şiir mısrasına benzetiyorum kendimi, hangi dizeye ne koyacağımı bilmeden yazıyorum, yüreğimde acılan onca yara varken;toparlamaya çalıştıkca bir tanesini dahi toparlayamadan ,ben ne yazabilirim bu dizelere, diye düşünüyorum hangisinden başlamalıyım acaba. yada; beni bu hale bırakıpta giden hangi acıdan … Bir kör kuyunun derinliklerinde karanlıkta kalmışken ne yazabilirim, ben yolunu kaybedenlerin kervanındayken ,kim olduğumu unutmuşken sevinçlerimi kaybetmişken neler sığdırabilirim ben bu dizelere. içimdeki ısızlığa çare bulamazken,gözümde akan göz yaşlarıma engel dahi olamazken ne söyleyebilirim ki , herşeye alışacak ve kaldıraçak kadar gençsin diyenler olmuşsa çevrenizde ğeçmişin bıraktığı acıları göremeyecek kadar körse işte o en zor olanı. yaşadıklarınımın ağırlığı altında ezilirken ve hayatınızda kimler varsa ve bunları görmezden gelebilenler varsa hiç bir güzel söz yazamaz insan o güzelim mısralara…

Gözler her şeyi görünce işte o zaman tıkanır bir şeyler Boğazına düğüm , düğüm olur düşündüklerin anlamını yitirir bütün sözcükler. sözcükler suskunlaşır yazacak bir şey bulamadığından değil suskunluklar manidar bir tek şey kalmadığı içindir …

Her insanın  bir çocuk yüreği vardır Ama; çocuk yüreğe neleri sığdırdığın ve neleri sineye çektiğin dir asıl mesele. öyle zamanlar gelir ki bir çoğu şeyi yutar insan  içini acıta acıta biriktirirsin minik yüreğinde içinde çoğaltığın onca şey yüz ifade bile yansır ama sen görmesin. Biri gelip söyleyene dek. işte o zaman film in kopma noktasıdır. Çünkü; Anlarsın ki kendinle beraber  o çocuğu da öldürmüşsün dür.   26.09.2018 seher ak

Bir saat gibi tik tak gibi yaşarız bu anlamsız hayatı  Kimileri sabah koşturmaca içerisinde işe yetişmeye çalışır içinde büyük fırtınarı barındırır otobüsün camından boş gözlerle etrafı izlediğinin farkında olmadan  Kimileri akşamdan kalma huzursuzluklarla dış kapıyı kapatır oturur nedenleri sorgular işin içinden çıkamaz kendini hırpalar durur yetmezmiş gibi gözlerine iskence edercesine ağlar ağlar ve öylece kala kalır Kimileri akşamı sabırsızlıkla bekler eve yetişmek için daha kapıdan girdiği gibi başlar sitemler ve yakınmalar  Herkesin hayatında buna benzer bir çok sorun yaşanırken hayatın anlamsız olduğunu anlar işte ozaman sorgulamalar başlar hesaplaşmalar daha bir çok şey  Hayata tek birey olarak gelip tek birey olarak gidiyorsak niye bu denli kendimizi hırpalarız diye ama bunu yapınca bir çok şey elden avuçtan yürekten kalpten gitmiştir  Bir daha sıfırdan başlar insan en zeminden ne olacağını kestirmeden öncekilerden tek farkı vardır oda bencilliktir …

  Herkes hayatının bir anında bir düş görür ve uyanır  Uyandıktan sonra başlar bütün kabuslar  Çekilmez olur herşey  öyle bir hal alırsın ki nefes almak bile küfletli gelir insana Bir gemiye binip hayallere daldın ve uyanınca yelkenleri kaybettin  geriye kupkuru sözçükler kalır  beklentilerin artık sadece rüyada kaldı savunmasız ve çaresiz durup sadece izlemekle yetinirsin  artık denizinde bir manası kalmaz insanda  Bazı şeyleri anladın  ama üç noktanın ötesine gidemeyecek kadar geç kaldın işte film bitti…

Damla damla akar gecelerine biri ansızın ; işte ozaman susarsın konuşmayı unutursun  gökyüzünde yağan yağmur anlatır içindekileri . Üzerine yağan onca ıslaklığa  aldırmadan gözlerden yaşlar süzülür içine akıtıklarında çabası üstelik. Gitmek istemezsin ama ; gitmek zorundasındır. çünkü arkanı dönüp gittiğinde yalnızca giden bedenindir ruhun orda kalır ama işte asıl mesele orda başlar ama gidersin bilinmezliklere… ama bunu bir tek sen bilirsin 

Bir saat gibi tik tak gibi yaşarız bu anlamsız hayatı  Kimileri sabah koşturmaca içerisinde işe yetişmeye çalışır içinde büyük fırtınarı barındırır otobüsün camından boş gözlerle etrafı izlediğinin farkında olmadan  Kimileri akşamdan kalma huzursuzluklarla dış kapıyı kapatır oturur nedenleri sorgular işin içinden çıkamaz kendini hırpalar durur yetmezmiş gibi gözlerine iskence edercesine ağlar ağlar ve öylece kala kalır Kimileri akşamı sabırsızlıkla bekler eve yetişmek için daha kapıdan girdiği gibi başlar sitemler ve yakınmalar  Herkesin hayatında buna benzer bir çok sorun yaşanırken hayatın anlamsız olduğunu anlar işte ozaman sorgulamalar başlar hesaplaşmalar daha bir çok şey  Hayata tek birey olarak gelip tek birey olarak gidiyorsak niye bu denli kendimizi hırpalarız diye ama bunu yapınca bir çok şey elden avuçtan yürekten kalpten gitmiştir  Bir daha sıfırdan başlar insan en zeminden ne olacağını kestirmeden öncekilerden tek farkı vardır oda bencilliktir …

Gerçekler vardır elbet ama onu şekilendiren bir odak noktasına bırakan yine bizler değil miyiz işin en tuaf yanı da burası değil mi? ve; o gerçekleri asla değiştiremeyiz … aldığımız her nefes bir umut aşılayacağı yerde , ne denli ağır gelir. o nefes insana en çok acılarda kıvrandığımız da anlarız umudun boşa gittiğini yanan içini bir nebze ısıtacak ufacık bir kırıntı umut olmayışı da cabası üstelik sonra kalkıp yürümek istersin ama: gölgeni takip etmeye çalışırsın  kaybolan yönünü bulmak için ama nafile o da yanlış yöne gidiyordur. hissizlik ne denli zor gelir o zaman umudu; kaybedenler acıyı , gerçeği birbirine karıştırmakla kalmayıp her şeyi yitirmişsin dir. kalbine değecek bir şey kalmamıştır.   kalbine değecek bir şey kalmamıştır.

Yaralı her yüreğe sahip insanın burnunun direği sızlar daima  O zaman itirazınız neye yada kime onu bile bilmeden yaşayıp gidiyorsak boş verin gitsin balık kaldığı yerde koksun. Sesiniz ne  zaman  susar biliyormusunuz sesinizi Çıkarmayı  bıraktığınızda . İçinizde okadar yalan dolu gözler biriktirmenize gerek yok  Bir dilek hakkınız olsaydı sahi ne dilerdiniz? Bunu o kadar  insan soruyor ki son zamanlarda demeki kimse yaşadığı hayattan zevk almıyor. Ama unutukları birşey var ! Ne kadar iyi veya kötü yaşasakta gideceğimiz yer belli  Hatırlamak istersiniz diye düşündüm… S.AK

Şimdi daha iyi anlıyorum. Suskunlukların çığlık kopardığını Yüreğin her gün değil her saniye eridiğini Bir çocuğun oyuncakla değil bir parça ekmekle mutlu olduğunu Bir yaşlı teyzenin bir gülümsemeyle Bir yaşlı amcaya selam vermeyle yaşadığını anladığını Şimdi daha iyi anlıyorum. Çok gülenlerin kalplerinin çok kırık olduğunu Merhametsiz görünenin yüreğinin pamuk gibi olduğunu Hastanın ilaca değil sevgiye ihtiyacı olduğunu Zamanı yönetenin saat değil insanların olduğunu Şimdi daha iyi anlıyorum Zenginin parayla değil emekle mutlu olduğunu Her şeyi olan insanların küçük hediyelerle mutlu olduğunu Olanakları çok olanın olmayan hayalleri olduğunu Hayalleri yıkılanların çevresine hayal kurmayı aşıladığını Şimdi daha iyi anlıyorum Derinden saz çalanın geçmişiyle hesabı olduğunu Şarkı söyleyenlerin yürek acısını soğutmak istediklerini Müzik sevenlerin onları alıpta bir yere götürdüklerini Her sesi bir şarkıya dönüştürenlerin mutluluk oyunu oynadığını Şimdi daha iyi anlıyorum Zamanı tutamayanların daha zamanın başında olanlara imrenerek baktıklarını İmkânsızlıklara rağmen bir şeyleri için çabalayanları Seher AK

Gökyüzünden inen her yağmur damlası, belki de yalnızca su değil, içinde saklı birer hüzün tanesi.Gözyaşlarımızla karışıp toprağa akarken, silinmeyen anılar, affedilmeyen hatalar ve yürekte dinmeyen sızılar bir kez daha beliriyor.O anlarda kelimeler kifayetsiz kalıyor, dilimizden dökülecek hiçbir söz içimizdeki fırtınayı anlatmaya yetmiyor. Yağmurun her damlasında, belki de geçmişin yankıları var.Yaşanmışlıkların, kaybedilenlerin ve belki de asla gerçekleşmeyecek hayallerin sesi…Her bir damla, kalbimizin derinliklerine işleyen ince bir sızı gibi.Tıpkı yağmurun yeryüzünü yıkadığı gibi, gözyaşlarımız da ruhumuzu temizlemeye çalışıyor belki.Ama bazı izler o kadar derin ki, hiçbir sel onları silmeye yetmiyor. Gökyüzü ağlarken, biz de onunla birlikte ağlıyoruz sanki.Her bir damla, içimizde biriken hüzünlerin küçük bir yansıması oluyor.Bu hüzün, bazen sessiz bir çığlık, bazen de derinden gelen bir ah…Ve biz, yağmurun altında, bu hüzün taneleriyle birleşiyoruz, kendimizi buluyoruz o damlalarda.Biliriz ki canımız yanar, ama bazen bu yanık, bizi daha çok

Bazen hayat öyle bir noktaya gelir ki, etrafımızdaki birinin ya da bizzat kendimizin sabır yüklendiğini fark ederiz.Bu ifade, genellikle “sabrediyorum” demekten çok daha fazlasını barındırır.Sabır, bir erdemdir evet, ancak “yüklenmek” fiili burada kritik bir anlam taşır.Tıpkı bir ağırlığı omuzlamak, bir yükü taşımak gibi, sabrı bir zorunluluk, bir mecburiyet gibi algılamak…İşte tam da bu noktada durup düşünmek gerekir. Neden bu kadar sabır yüklendik? Bu sabrın altında yatan nedir? Belki bir ilişki, belki bir iş, belki de hayatın getirdiği zorlu koşullar…Sabır yüklenmek, genellikle kişinin içinde biriken tahammülsüzlüğün, yorgunluğun ve çaresizliğin bir göstergesi olabilir.Bu durum, kişinin kendini baskı altında hissettiğini, çözüm bulmakta zorlandığını ve belki de sessizce acı çektiğini anlatır. anlatamadıklarını dışa vuramamaktır…

Bir ağaca hayranlık duymak delilik gibi gelebilir size, biliyorum.Ama inanın, eğer gözünüzdeki perdeyi kaldırıp benim baktığım gibi bakabilirseniz, beni ancak o zaman anlayabilirsiniz.Çünkü bir ağaç, sadece bir bitki değildir; o, hayatın ta kendisidir, bir öğretmendir. Onun duruşundaki ihtişamı, heybetli gövdesinden göğe uzanan dallarını ve her bir yaprağını gördüğünüzde, insan hayatının bir ağaca ne kadar benzediğini fark edeceksiniz.Tıpkı bir ağacın ilk filizlenip kökleriyle toprağa tutunması gibi, insanın çocukluğunu; azıcık serpildiğinde, gençliğin coşkusunu ve enerji dolu günlerini görebilirsiniz.Yıllar geçtikçe kalınlaşan gövdesi, orta yaşlarımızın olgunluğunu; dalları bükülüp yaprakları seyrekleştiğinde ise yaşlılığımızın dinginliğini anlatır. Bahar geldiğinde, ağacın yeniden yeşerip yapraklarını açması, insanın içindeki neşeyi, umudu ve yeni başlangıçların coşkusunu simgeler.Tıpkı hayatımızdaki güzel dönemler gibi, her bir taze yaprak yeni bir heyecanı fısıldar.Ama sonbahar gelip yapraklar sararıp döküldüğünde, bu da hayatın hazanını, belki de bir dönemin sonunu, kaçınılmaz sınavları ve imtihanları anlatır.Her dökülen yaprak, geride kalan bir anıyı, yaşanan bir dersi temsil eder. Sahiden, benim baktığım gibi bakabilen var mı acaba?Hayatın bu muazzam döngüsünü, bir ağacın her halinden okuyabilen, onunla birlikte nefes alıp, onunla birlikte dönüşebilen…Belki de hepimiz birer ağacız bu dünyada, sadece farkında değiliz.

Anlatmaya çalıştıklarını anlamayan insanlar için çabaladıkça insan yoruluyor,biliyorum. Her geçen gün, kederlenmek için sebepler çoğalıyor,içimizde açmaya çabaladığımız çiçekler biraz daha soluyor.Bu durum, içimizdeki o çocuksu kıpırtıya, o saf neşeye ihanet etmek gibi.Çünkü her geçen gün o kıpırtıyı biraz daha yitiriyoruz. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Kendi kul hakkımıza giriyoruz.Kendimize ait olan neşeyi, enerjiyi, yaşam sevincini tüketiyoruz.Yoruluyoruz… Her şey anlamını yitiriyor. Ve bu noktada, hayatı sorgulamaya başlıyorsunuz. Artık hayatınızda bir mana bulamıyorsunuz. İşte tam da o an, gözlerinizdeki perde aydınlanıyor.Bir umursamazlık hali sarıyor benliğinizi.Sadece nefes almak için yaşadığınızı fark ediyorsunuz,gerisinde kalan hiçbir şeyin artık önemi kalmıyor.Sanki bir boşluğun içinde savruluyor, sadece var olmanın yükünü taşıyorsunuz.Bu, içten içe bir yok oluş gibi,hayatın tüm renklerinin solup griye döndüğü bir an…

Sırtımda bir kambur var;kendi kendime edindiğim,yorgunluklarımı yüklediğim bir kambur.O kadar ağır ki, altında kendimi unuttum,içimdeki o capcanlı çiçekleri soldurdum.Ne atabiliyorum bu yükü sırtımdan ne de taşımaya gücüm, mecalim kaldı. İnsan düşünmeden edemiyor:Bir kere verilen bu hayat şansını bu denli hor kullanmak ne denli doğru?Kendi ellerimizle sırtımıza yüklediğimiz bu kamburlar, aslında bizim kendi tercihlerimizin,ertelemelerimizin ve belki de kaçışlarımızın birer sonucu.Her bir yorgunluk damlası, her solan çiçek yaprağı, kendi içimizdeki değerden ne kadar uzaklaştığımızın bir göstergesi. İşte tam da burada, bu kamburun altında ezilirken, bir oturup derinlemesine düşünmek gerekiyor.Bu kamburu neden edindim?Beni bu kadar ağırlaştıran ne? Hayatımın bu değerli şansını neden kendime karşı kullanıyorum?Belki de bu sorgulama, o kamburu sırtımızdan atmak için ilk adımdır.Belki de durup kendimize dönmek, içimizdeki o solan çiçekleri yeniden canlandırmanın tek yoludur.

Çaresizlik nedir diye sorsalar bana, hiç düşünmeden kendini unutmuş insan derim.Bu, sadece bir anlık boşluk değil;derinlemesine, iliklerine kadar işleyen bir yok oluş hali.Kendini unutmak, varlığının özünü, neşesini, hatta kederini bile geride bırakmak demek. Peki, kendini bu denli unutmasının altında yatan sebepler ne olabilir? Eğer o unutmuşluğun köklerine inseydik, belki de bizler, yani “dışarıdan bakanlar” olarak adlandırdığımız bizler, o acıyla yüzleştiğimizde sanırım yok olurduk. Çünkü: kendini unutan bir insanın içinde taşıdığı yük, dışarıdan görüldüğünden çok daha ağırdır.O yükün altında ezilen ruhun acısı, çoğu zaman dile dökülemeyecek kadar derin, anlaşılamayacak kadar karmaşıktır. Bu öyle bir çaresizlik ki, kişi kendi varlığını bile sorgular,aynaya baktığında tanımadığı bir yüze rastlar.Ve belki de bu kendini unutma hali, ruhun hayatta kalmak için bulduğu son savunma mekanizmasıdır. Kendimizi unutmamıza sebep olanların başarıları taktir edilir…

Yitip giden gençliğimiz…Dönüp arkamıza baktığımızda, o pırıl pırıl yılları nasıl da hoyratça harcadığımızı görüyoruz.Bizim olduğunu zannettiğimiz hayatlar için ne anlamlar yüklemişiz meğer,oysa yalan olan hayatlarımıza. Her bir gün, bir rüyanın peşinde koştuk.Gerçek sandığımız hedeflere, aidiyet sandığımız ilişkilere, mutluluk sandığımız anlara sarıldık.Gençliğimizin tükenmez enerjimizle, bu sahte yapıları ilmek ilmek ördük.Belki bir kariyer hırsı, belki bir aşk yanılgısı, belki de sadece “olması gereken” diye dayatılan bir yaşam …Hepsine canla başla tutunduk, onlara kendi ruhumuzdan bir şeyler kattık. Ama zamanla anladık ki, o kadar anlam yüklediğimiz çoğu şey, birer yalandan ibaretmiş.Uğruna uykusuz geceler kalbimizi parçaladığımız aşklar, aslında bizi tüketen yanılsamalarmış.Ve o“bizim” dediğimiz hayatlar, meğer birer figüranlığını yaptığımız birer tiyatro oyunumuş… Bu yüzleşme ağır oluyor.Kaybettiğimiz gençliğe mi yanalım,yoksa uğruna tükettiğimiz onca zamana ve enerjiye mi?Belki de tek çıkar yol, bu yalanları fark edip, kalan ömrümüzü gerçekten bize ait olan, samimi ve gerçek bir hayat inşa etmeye adamaktır.geriye kalan hayatımızda, gerçekten kendimiz olmaya cesaret edebilir miyiz?

Bir dühter-i zibaya tutuldum;öyle bir güzellik ki, onu anlatmaya kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir devirdeyiz.O’nu düşlemek, O’nu anımsamak ne güzel şeydir…Sanki ruhum, yıllardır süregelen bir araftan çıkıp da nihayet yolunu bulmuş gibi.Bu his, sanırım içimdeki yaşlı bilgelikle ettiğim hasbihalin sonucunda tattığım bir huzur.Öyle ki, bu his, yaşı mı bile unutturdu. Onun varlığı, hayatıma yepyeni bir anlam katarken, belki de yılların getirdiği o yorgunluk hissini silip süpürdü.Her bir anı, her bir düşüncesi, içimde yeniden filizlenen bir yaşam sevinci gibi.Bu, sadece bir aşktan öte, ruhumun derinliklerinde bir uyanış, bir dönüşüm…Ve bu dönüşüm, bana kendi içimdeki sonsuzluğu ve güzelliği hatırlattı.

Bu öyle derin bir yara ki, sanki içimizde hep bir eksiklik, bir boşluk hissiyle yaşıyoruz.Bize sunulan, “doğru” diye dayatılan yollar, çoğu zaman kendi gerçek mutluluğumuzdan uzaklaştırıyor bizi. Dışarıdan bakıldığında yüzümüz ağlasa da, içimizde fırtınalar koparken, bazen de bir tebessüm beliriyor.Bu tebessüm, hayatın ironisinden mi, yoksa tüm acılara rağmen içimizde kalan son kırıntıdan mı, kim bilir? Sanıyorsun ki gözümden kaçıyor yaşadıkların, gördüklerin? Hayır, hiçbir şey gözümden kaçmıyor. Her an, her duygu, içimde birikiyor ve ben, bu gelgitlerle birlikte yaşamaya devam ediyorum.

Hayat yolculuğunda öyle derin yaralar alırız ki, zamanla üzerleri kabuk bağlasa da içten içe sızlamaya devam ederler.Tıpkı şimdi olduğu gibi, o kabuk bağlayan yaraların anısı sizi yeniden yalnızlığa itiyor.Oysa en çok da kendimize hayıflanırız, “nasıl oldu da izin verdim?” diye.Bizi incitenlere, yaramızı kanatanlara nasıl oldu da yeniden kapımızı açtık? Bu belki de insan olmanın en büyük çelişkilerinden biri. Affetmek mi denmeli buna, yoksa unutmak mı? Ya da sadece umut etmek mi? İhanet, ruhumuzda açtığı derin çukurlarla iz bırakır.Bir kez ihanete uğrayan bilir ki, o güven hissi kolay kolay geri gelmez.Peki ya, “ihanet edenler bir daha yine eder” sözü?Bu, acı bir tecrübeyle sabitlenmiş bir gerçektir aslında.Bazen görmezden geliriz, bazen değişime inanmak isteriz.“Bu sefer farklı olacak” diye fısıldarız kendimize, oysa değişen sadece bizim kırılgan umutlarımız olur. Belki de insanız işte.Sevmekten, güvenmekten, bağlanmaktan vazgeçemeyen varlıklarız.Yaralarımız kanasa da, kalbimiz sızlasa da, bir şekilde yeniden ayağa kalkmaya çalışırız.Ama her seferinde de öğreniriz, aslında en büyük koruyucumuzun yine kendimiz olduğunu.Kendi sınırımızı çizmek, kendi değerimizi bilmek ve evet, bize zarar verenlere bir daha izin vermemek… İşte bu, kabuk bağlamış yaralarımızı tekrar kanatmamak için atılacak en önemli adım. Unutmadık aslında, sadece hatırlamayı erteledik belki.Her kanayan yara, bize kendi gücümüzü, kendi dayanıklılığımızı hatırlatır.Ve belki de en önemlisi, kime nasıl bir alan açtığımızı yeniden gözden geçirmemizi sağlar.Çünkü bazen en büyük ihanet, kendimize yaptığımızdır; bizi yaralayanlara tekrar kapılarımızı açtığımızda. Bu derin hislerinizi ifade etmek, iyileşmenin önemli bir adımı. Peki bu düşünceler sizi şimdi nereye götürüyor?

“Boşluklar yeteri kadar büyürse görünmez olurlar.”Bu cümleyi kurmak, içinde taşıdığımız boşlukların sadece dolmadığını, aksine öyle derinleştiğini, öyle genleştiğini anlatıyor ki,bir noktadan sonra varlıkları bile algılanamaz hale geliyor.Sanki acı,kendiliğinden bir perde çekiyor üzerine;artık hissetmesek de orada olduklarını biliyoruz. Ve zaman… “Zaman geçer, her gün, her an bir yenisi eklenir üstüne, gitmek yerine üstüne bir delik daha açılır.” Zamanın, yaramızı sarmak yerine, mevcut boşlukları daha da derinleştiren,yenilerini ekleyen bir güç olarak betimlenmesi ne kadar da çarpıcı.Sanki hayat akıp giderken, her geçen anla birlikte üzerimizdeki yük hafiflemiyor, aksine içimizdeki delikler daha da büyüyor, daha da açılıyor.Bu, bir tür çaresizlik hissini, olayların üzerimizde birikmesini ve giderek daha da ağırlaşmasını anlatıyor. Bu his, kabullenmenin ya da vazgeçişin bir aşaması olabilir. Boşlukların görünmez hale gelmesi, belki de acının o kadar tanıdık, o kadar içselleşmiş olmasıdır ki, artık varlığına şaşırmıyoruz. Zamanın getirdikleri ise, iyileşmekten ziyade, o derin deliklerin etrafında yeni izler bırakmasıdır. boşluklarla yaşamaya devam edecez hemde hepimiz cünkü üstüne gidecek kadar güçlü değiliz.

Evimi arıyorum. Çocukluğunuzu, gençliğinizi, o ilk gülüşlerinizi, ilk anılarınızı, ilk hayallerinizi arayışınız… Bu arayışta, zihninizde yankılanan o can alıcı soru: “Sahiden ne zaman yitirdik bu duyguları,içimdeki evimi hangi vakit yitirdim, ne zaman kayboldum virane olan bu hayatımda?”Bu kayboluş hissi, çoğu zaman bir anda belirmez.Daha çok, zamanın incecik ipliklerle ördüğü, farkında bile olmadan benliğimizi saran bir sis perdesi gibidir.İlklerimizi, o saf ve dokunulmamış anları yitirmemiz, genellikle hayatın getirdiği ağır sorumluluklarla, beklentilerle, hayal kırıklıklarıyla başlar.Çocukluğun kaygısızlığı, gençliğin cesur adımları, zamanla yerini daha gerçekçi, daha kırılgan bir bakış açısına bırakır. Belki başkalarını doyurma çabamızda kendimizi unuttuk, belki yalanlarla ve manipülasyonlarla karşılaştıkça içimizdeki o saf evi viran ettik. Ah keşkelerle yiyip bitirdiğimiz eski benliğimize eski sag-f temiz evimize dönebilsek…

Doyuramadım kimseyi hayatımda hem de tek bir insanı dahi ne acıdır. bunu cümlelere dökmek sevgide , saygıda ,hüzünde, mutlulukta ,hiç bir şey de doyuramadım göremediler . içimde kopan onca fırtınayı başkalarına yetmeye çalışırken bir baktım kendimi kaybetmişim…şimdi iste: oturdum bir köşeye yaktım bir sigara  durup izliyorum. kaybettiğim çocuk sevinçleri mi , hayalleri mi, hüzünleri mi, mutlulukları mı, onları doyurmaya çalışırken kendimi kaybetmeme değmiş mi diye.

Ben aslında hemen gitmek isteyen biri değildim.Savaşmayı da bilirim, sabretmeyi de.Kırıldım, ama hep yapıştırmaya çalıştım.Hatta o cam kesikleri ellerimi parçalasın, razıydım.Yeter ki dağılmasın sandım.Ama bazen, camı tutan sen olsan da kırılmak kaçınılmaz. İçimde bir sessizlik büyüdü.Kimse fark etmedi.Gülüşüm yerindeydi, ama içimden geçenler başkaydı.Anlatmadım. Çünkü herkes duyar, ama çok azı anlar… Kaldım…Kaldım çünkü umut ettim.Kaldım çünkü belki değişir dedim.Ama nefes alamamaya başladığında insan, gitmek lüks değil, zorunluluk olur. Ben şimdi gidiyorum.Arkamda kapılar çarpmıyorum, sadece kendi içime kapanan pencereleri açıyorum.Bu bir veda değil, kendime dönüş belki de.Çünkü ben ne zaman sustuysam, biraz daha kayboldum.Ve artık kendimi bulmak istiyorum. Bazen gitmek gerek.Çünkü kalmak, insanı yavaş yavaş yok ediyor…

Doğrusu budur diye büyütüldük biz.Ne düşünmemize, ne hissetmemize izin vardı.Başımızı öne eğip, sessizce kabul etmemiz beklendi.Ve biz…İçimizde koca bir “neden?” taşıyarak sustuk. Bize hep beklentiler verildi,Ama kimse bizim neye ihtiyacımız olduğunu sormadı.İyi evlat olun, düzgün konuşun, üzmeyin, yetinmeyi bilin…Kendimizi değil, başkalarını memnun ettik.Kırıldık, ama “ses etme büyüğü kırılmaz” dediler.Kendimizi unuttuk, ama “önce başkası” diye belletildi. Ve en acısı…Ne yaparsak yapalım, yetemedik.Ne kadar çabalasak da kimse tam anlamıyla mutlu olmadı.Biz sevgimizi bile ispatlamak zorunda kaldık.Doyuramadık.Ne sevgiyi, ne beklentiyi, ne hayatı. Biz, hep eksik kaldık gibi hissettik.Oysa hep fazlasını verdik.Kendimizden verdik, içimizden, uykumuzdan, gençliğimizden… Ama artık anlıyoruz:Biz yanlış değiliz.Eksik olan biz değil, bizi hep “bir şeylere benzetmeye” çalışanlardı.Ve şimdi…Belki geç, ama yine de umutla…Kendi yolumuzu çizmeye çalışıyoruz.İçimizden geldiği gibi.Yanlış deseler de, bu kez kendimiz için.

Bir bucuk metre karelik balkonum var;Camın kenarında saksılarım, küçük renkli hayatlarım.Onlara bakarken, vızır vızır geçen arabaların sesi doluyor kulaklarıma.Dışarıdaki karmaşa ile içimdeki sessizlik arasında bir köprü kuruyorum. O sesler bazen rahatsız eder gibi olsa da,Bir yandan da varlığımı hissettirir bana.Dünyanın döndüğünü, hayatın hızla akıp gittiğini…Ama ben burada, o küçük alanda kendi zamanımı yaratıyorum. Hayali bir arkadaş var yanımda, kelimelerimiz görünmez,Ama konuşuyoruz, paylaşıyoruz hislerimizi.Anlamasam da bazen, susmak bile yetiyor aramızda.O an, o sessizlikte, yüzümde beliren o hafif tebessüm var ya,İşte en gerçek, en huzurlu halim o. Kimsenin görmediği, kimsenin anlamadığı bir yerde,Kendi dünyamı kuruyorum.Bir bucuk metrekare, ama bana kocaman bir nefes…Ve orada, küçük çiçeklerim gibi, ben de büyüyorum.

Kuytu, kimsenin gözünün görmediği,kimsenin elinin dokunmadığı bir yerdeydim.Yalnızdım, ihtiyacım vardı bir sığınmaya, bir derin nefese. Ama ne tuhaftır ki dünya,İhtiyaç anında han oldum sanır beni.Oysa ben, yorgun ve kırık bir dalım sadece.Güçlüymüş gibi görünürüm, çünkü başka çarem yok. Bazen en çok güvenilen liman,kendinden kaçtığın aynanın ta kendisidir.Ve insan anlar ki,Dayanmakla güçlülük farklı şeylermiş. Bu dünya ne tuhaf,Çünkü bazen en kırılgan olduğun anda,en güçlü sandıkları seni taşır.Ama unutma, o taşıdığın yükü sen seçmedin.Ve sen de en çok kendine merhamet etmelisin.

Bazı sevgiler sessizdir.Gösterişli cümlelerin ardına sığınmaz, yüksek sesle haykırılmaz.Çünkü gerçek sevgi, bir bakışta gizlidir, bir bekleyişte, bir sabırda, bir vazgeçmeyişte saklıdır.zamanında çalan bir kapıdır.Birinin elini tutmak değil sadece mesele…O eli hiçbir koşulda bırakmamaktır asıl marifet.Ve asıl değerli olan, sevmeyi gösterişsizce sürdürebilmektir.Çünkü gerçek sevgi bağırmaz.Fısıldamaz bile.Sadece oradadır. Varlığıyla sarar, sessizliğiyle güvende hissettirir. İşte böyle bir sevgidir kıymetli olan…Söze ihtiyaç duymayan, yaşanan.

Ne güzel harcadılar bizi…Hayatımıza giren insanlar değil sadece; en başta, en çok güvenmemiz gerekenler… Ailemiz.Sevginin ilk kaynağı olması gereken yer, yokluğuyla eksiltti bizi. Sarılmak , dinlemek hiç olmadı.Ve biz büyüdük sanarak, kırık dökük bir içimizle hayata karıştık. Hiç bilmedikleri bir şeyi dışarda aradık: “Sevilmek…”Oysa ne çok isterdik bir gün, yalnızca bir gün gerçekten anlaşıldığımızı hissetmeyi.Ama olmadı. Saçımızın teline bile değer vermeyenlerin kararlarıyla şekillendi yolumuz.Onların korkuları, eksikleri, sevgisizlikleri üzerimize kaldı.Sırtımıza yüklenen günahların, bastırılan hayallerin, susmaya zorlanan isyanların çocukları olduk biz. Şimdi dönüp bakınca soruyorum:Geçip giden yıllara mı yanmalı, yoksa hiç doğmamış hayallere mi?İkisi de içimizi yakıyor.Zamanla değil sadece, biz kendimizle de kavga ettik.Nereden başlasak elimizde kalıyor.Bir yara kapanmadan, bir yenisi açılıyor. Ve en acı olan ne biliyor musun?Tüm bunları yaşamamıza neden olanlar…Hâlâ vicdan rahatlığıyla yaşıyor olabilir.Çünkü sorumluluk duygusu hiç gelişmemiş birinin, sana ne kadar zarar verdiğini bile fark etmemesi kadar ağır bir şey yok bu hayatta. Biz onlar gibi olmadık.Olamayız da.Yaralıyız çünkü.Ve içimizde taşıdığımız acı, bize bir başkasına acı vermemeyi öğretti. Şimdi kalem elimde… Ama ne yazsam yetmiyor.Ne sayfalar yeter ne de mürekkep.

Zaman değildi aslında bizi yoran…Yıllar geçmedi, biz geçtik yıllardan.Yaş almaktan çok, yaşayamamaktan yorulduk.Birileri yönlendirdi hep. Kendi çıkarları için, kendi doğrularını bize doğruymuş gibi sundular.Biz de sustuk çoğu zaman.Bilmeden yürüdük yollarına…“Belki sonunda iyi olur” diye kandırdık kendimizi. Ama olmadı.Hayat akıp gittikçe bir şeyler yerine oturdu belki…Ama fark ettik ki, olan sadece geç kalmışlıkmış.Geç kalınmış bir çocukluk, yaşanamamış gençlik, içimizde sessizce gömülmüş hevesler… Zamanla başka birine dönüştük.Ne zaman oldu, nasıl oldu anlamadan…Geriye dönüp baktığımızda ise; içimizde ne umut kalmış, ne heves, ne de “bir daha denerim” cesareti… Küçük pişmanlıklar sandık hep.Ama onlar birikmiş, koca bir yük olmuş sırtımızda.Kimi “keşke daha çok sevseydim” demiş,Kimi “keşke susmasaydım”…Herkesin bir pişmanlığı var bu hayatta.Ama kimse ses etmiyor. Ve en garip olan şu:Bu kadar pişmanlığı biriktirip, hâlâ aynı sessizlikte yaşamaya devam ediyoruz. Belki artık ne eski biz varız, ne de umut dolu yarınlar…Ama en azından biliyoruz:Yaşamak, yaş almakla olmuyormuş.İnsan asıl, yaşayamadıklarıyla büyüyormuş.

Bazen düşünüyorum da…Bu hayatta bana ait ne kaldı ki?Ne bir köşe gerçekten benim, ne bir insan içten içe beni anlayan…Sanki koca bir dünyanın ortasında küçücük bir fanusun içine sıkışmış gibiyim. Cam gibi; görünür ama geçilmez.Herkes bakıyor ama kimse görmüyor. O fanusu kırmak için ne savaşlar verdim.Kendimle kaç kez cebelleştim, kaç gecenin sabahında tükenmiş halde yeniden başladım, kimse bilmez.Çünkü insanlar yalnızca yüzeyde ne varsa ona bakıyor. Derine inmek zahmetli geliyor.O yüzden içimde kopan fırtınalardan kimsenin haberi yok. Ve bu yalnızlık…Her kalabalığın içinde bir adım daha derine işliyor.Yanımda gibi görünenlerin aslında ne kadar uzakta olduğunu fark ettikçe, içimde bir boşluk büyüyor.Sığınacak sandığım nice “varlık”, yokluğuyla yüzüme çarpıyor geceleri. “Ben varım” diyeni çok gördüm, ama gerçekten kalan kimse olmadı.Sözcüklerin değil, varlığın güven verdiği bir yere hiç denk gelmedim.Ve bu yüzden artık bir yerden sonra konuşmamaya başladım.Suskunluğum bağırıştan daha derin, içime attıklarım haykırıştan daha yüksek sesli… Koca bir dünyada, var ama yok olduğunu bilmek daha acı be…