Sesimi Duyan Var mı?
Çok zaman geçti sevgili…
Hayli yoğundum, sen de yoktun.
Yağmurlar yağdı üzerime,
Sonra güneş açtı, gökyüzü bile kendini onarmayı başardı.
Hatta gökkuşağı bile çıktı bir ara…
Ama sen yine gelmedin.
Ben burada, aynı yerde duruyorum.
Yolları gözlemekten gözlerim buğulu,
Umudu beklemekten yorgunum artık.
Gelmedikçe, içimde bir şeyler eksiliyor.
Her gelmeyişin, bir kanadımı daha kırıyor.
Haberin var mı?
Soramıyorum bile.
"Acaba farkında mısın?" demek bile fazla geliyor artık.
Çünkü bu sessizlikte kendi kendime konuşmaktan
Aklımı yitirmenin eşiğindeyim.
Aynaya bakıp sesli konuşmaya başladım —
Belki biri duyar diye değil,
Sadece ben hâlâ var mıyım diye.
Biliyor musun sevgili,
İnsan bazen sadece bir ses bekler.
Bir “buradayım” fısıltısı bile yeter.
Ama ben ne ses duydum,
Ne ayak sesi…
Sadece yutkunan duvarlar,
Sadece boşluğa çarpıp geri dönen içli cümleler...
Sesimi duyan var mı?
Yoksa ben çoktan unutulmuş,
Kendi yalnızlığında kaybolmuş biri miyim?
Belki de asıl yorgunluk,
Seni değil,
Kendimi beklemekten.
Ne İçin Yanmalı?
Bazen gerçekten durup düşünürsün...
Ve bir an gelir,
Ne için yanacağını bilemezsin.
Giden yıllar mı daha çok yakar içini,
Yoksa onca yılın içinde boşa harcanan zaman mı?
Kendine kızarsın.
Çünkü elinden bir şey gelmemiştir.
Çünkü sustuğun yer, haykırman gereken yermiş meğer.
Çünkü güvendiğin omuz, en çok canını yakan olmuş.
Geçmişe dönüp baktığında,
En güzel yaşlarını avuçlarından kayan su gibi hatırlarsın.
Gençliğin...
En deli, en cesur olman gereken zamanlar —
Belki sessiz geçmiştir,
Belki hep başkaları için yaşamışsındır.
Şimdi ise bir yol ayrımında gibi durursun.
Ne geçmiş seni bırakır,
Ne de gelecek seni çağırır.
Ortada bir boşluk…
Elinden bir şey gelmeden sadece bakarsın.
Ve işte o zaman,
Yanmak istersin.
Ama neye?
Zamana mı?
İçini kemiren “keşke”lere mi?
Yoksa en çok kendine mi?
Aslında en çok kendine yanarsın.
Çünkü hayat geçmiştir.
Ve sen, çoğu zaman seyirci kalmışsındır.
Bir Fincan Kahve, Bir Dal Sigara..
Bir fincan kahvem önümde…
Dumanı tüten, sıcacık görünen ama içimi daha da üşüten bir yudumluk teselli.
Yanında bir dal sigara…
Sanki dert ortağım gibi. Yalnızlığımı bilir, susar, sadece tüter.
Kafamın içinde bir kalabalık var.
Kimse görmez ama hiç susmayan sesler dolaşır durur beynimin kıyısında.
Ne zaman sussalar, bir anlığına bile olsa…
Kalbim başlar konuşmaya kırgın, nazlı, sessizce ağlayan bir çocuk gibi.
Ne kadar bastırsam da, susturamıyorum.
Her şey birikirken içimde, bir kahveyle, bir sigarayla geçmiyor artık.
Sadece uyuşuyor biraz, sadece geciktiriyor fırtınayı.
Kalbim…
Her şeyin farkında ama konuşmaktan yorgun.
Duyulmayan çığlıklar birikmiş içinde.
Sevilmek istiyor belki, anlaşılmak…
Ama ne zaman kapısını aralasam, içine çekiyor beni,
Orada oturuyorum sessizce, göz göze geliyoruz.
Ben, kahvem, sigaram, ve bir türlü susmayan düşüncelerim…
Bazen sadece bakıyoruz birbirimize.
Kimse kimseye bir şey anlatmıyor,
Ama her şey orada,
Bir fincanın dumanında, bir nefesin ucunda, bir kalbin kırık köşesinde…
Gözlerin Gibi Uzun Bir Yol
Gözlerin…
Beni benden alan, içime işleyen, söylenmemiş ne varsa ortaya seren bir uzun yol.
Sonsuz gibi, dipsiz gibi… Yürüdükçe daha da içine çekiyor insanı.
Ne zaman baksam oraya, kayboluyorum. Ne zaman kendimi arasam, orada buluyorum.
Uzattığım ellerim var sana doğru.
Korkarak, titreyerek ama ümitle…
Bir gün tutarsın diye değil, tuttuğunda beraber düşeriz, beraber boğuluruz diye uzatıyorum o elleri.
Çünkü bazen düşmek de güzeldir,
Eğer yanındakiyle düşüyorsan…
Beraber boğulsak bu suskunlukta,
Beraber ağlasak, beraber susup beraber yeniden başlasak.
Ben artık tek başıma yürümekten yoruldum.
Bir bakışınla siliniyor tüm yollar, tüm yorgunluklar.
Gözlerin, beni öldüren ama aynı zamanda yeniden doğuran bir dua gibi.
Benim tek cümlem, tek yönüm, tek dileğim.
Tut ellerimi…
Ne olursa olsun bırakma.
Beraber kaybolalım,
Beraber boğulalım…
Ama beraber olalım.
Zaman Ne Garip Bir Yoldur…
Zaman…
Ne garip bir yol gerçekten.
Yapmam dediğin, dönüp bakmam dediğin, affetmem dediğin ne varsa
Bir gün öyle bir an gelir ki,
Hepsini yaşarken bulursun kendini.
Hem de hiç ummadığın bir biçimde.
Bir kum saati gibi işler içinden zaman,
Her düşüşte biraz daha eksilir gibi olursun.
Ama sonra...
Değişen duygularla,
Belki daha yorgun ama daha farkında bir hâlde
Yeniden kalkarsın ayağa.
Tökezleye tökezleye,
Yaraların kanarken bile yürümeye devam edersin.
İşte o yürüyüş,
Bir meydan okumadır aslında.
Kime, neye olduğunu sen bile bilmezsin tam olarak…
Zamana mı, acıya mı, kendine mi?
Ama savaşırsın.
Sessizce, sabırla, içinden akan bütün ağırlıklarla…
Ve garip olan ne biliyor musun?
Dışarıdan kimse anlamaz bu savaşı.
Ama sen,
İç dünyanda fırtınalar koparken bile gülümsersin.
Kalbinin bir köşesinde hâlâ iyilik taşırsın.
Hâlâ umudun, hâlâ sevmeye cesaretin vardır.
İşte en tuhaf olan da budur.
Bu kadar yara alıp,
Bu kadar kırılıp hâlâ hissedebiliyor olmandır.
Zaman öğretir…
Zaman sınar…
Ve sonunda sadece kendine kalırsın.
Ama o kendine kalış,
Belki de en gerçek duruştur hayata karşı.
Başımı Alıp Gitsem…
Başımı alıp gitsem…
Uçsuz bucaksız bir yola revan olsam,
kimseyi düşünmeden,
hiçbir şeyin yükünü taşımadan…
Sadece rüzgârla, sadece gökyüzüyle…
Bir adım ötesinde bilinmeyenin çekiciliğiyle.
Telaşlarımı geride bırakıp,
düşüncelerimi bir kenara koyarak…
Gözlerim sadece ufukta,
yolumda yalnızca ben olsam…
Belki de bir çöl olurdu önümde,
ya da deniz kenarında,
sonsuzluğa doğru yol alan bir yolculuk.
Ama önemli değil…
Yolun kendisi,
varılacak yerden daha güzel olurdu.
Çünkü ben,
sadece içimdeki gürültüden uzaklaşmak isterdim.
Sadece…
sadece huzuru arardım.
Başımı alıp gitsem…
Bir an için yalnız kalsam,
sessizlik ve derinlik içinde kaybolsam,
belki içimdeki eksiklikler tamamlanırdı.
Bir yıldız kadar parlak,
bir kuş kadar özgür…
Bütün dünya düşlerimde,
gerçeklerin acıları ise ardımda…
Ama gitmek,
aslında bulmaktan çok kaybetmektir.
Çünkü bir şeyleri geride bırakınca,
gönüle yeni bir boşluk eklenir.
Yine de…
Başımı alıp gitsem,
belki de yalnızca kendimi bulurdum.
Ve belki,
bu yolculuk hiç bitmezdi.
Gel Dostum, Bir Kahve Koyup Dertleşelim
Gel dostum…
Bir kahve koyup oturalım şöyle sessizce.
Kupanın buğusu yüzümüze çarpsın,
sohbetin sıcaklığı içimizi ısıtsın.
Yine kendimize sabır yükleyelim birlikte,
yine anlatalım içimize gömdüklerimizi.
Sen anlat, ben dinleyeyim…
Ben susayım, sen gözümden anla.
Söz gerekmez bazen,
bir bakış, bir yudum kahve yeter.
Gel dostum,
bu hayat her gün biraz daha ağırlaşıyor omzumuzda.
Ama seninle oturunca,
yük hafifliyor sanki.
Dertler bölünüyor,
sükût bile anlam kazanıyor.
Hadi gel,
bu akşam da hüzünlenerek yudumlayalım kahvemizi.
Biraz geçmişten konuşalım,
biraz da hayal edelim o eksik yarınları.
Kim bilir, belki içtiğimiz bu kahvede
bir nebze huzur, bir parça umut gizlidir.
Çünkü dost dediğin,
kahvenin telvesine bile gözyaşı karıştığında
orada kalandır.
Bir Güzel Sevdim
Bir güzel sevdim ben…
Ne tarifsizdi, ne de mantıklı.
Kalpten, içimden, sanki yıllardır tanıyormuşum gibi sevdim.
Gözlerine baktığımda,
bir gökyüzü açılırdı önümde.
Öylesine engin, öylesine derin…
Bakışlarında kaybolmak,
bir deryaya kapılıp gitmek gibiydi.
Ve inan bana,
o gözlerin içinde kendimi unuttuğum çok oldu.
Sonra o basma elbisesi…
Üzerinde küçük çiçekleri vardı.
Sade, gösterişsiz ama öyle anlamlıydı ki…
İşte orada kaldı gözüm, orada takılı kaldı kalbim.
O elbiseyle bir rüzgâr gibi geçip gitti önümden.
Ama ben hep orada kaldım,
o ilk baktığım yerde…
İlk sevişte, ilk hayalde…
İnsan bazen birinin varlığını anlatamaz,
sadece hisseder.
İşte o da öyle bir şeydi…
Kokusu, sesi, duruşu…
Kalbime işleyen bir sessizlik gibi.
Bir güzel sevdim…
İz bıraktı.
Ve bil ki,
her şey unutulur belki…
Ama o çiçekli elbise unutulmaz.
Çünkü onunla birlikte
ben, ilk kez gerçekten sevdim.
Bir Gece Çıkıp Gelsen Ansızın, Sevgilim…
Bir gece çıkıp gelsen ansızın sevgilim…
sadece gözlerime bakıp
“geldim” desen…
Ne olduğunu sormadan,
ne değiştiğini bilmeden,
Geldim desen
Geceleri seni düşünüp uyuyamayan hâlim,
boğazıma düğümlenen onca kelime…
Hepsi içimde birikmiş, susarak taşımışım.
Oysa sen, bir selamla çözerdin her şeyi.
Ama gitmeyi seçtin.
Beni en çok yokluğunla yaraladın.
Ve ben, eksiliğini tamamlamaya çalıştım suskunluğumla.
Sadece gelsen…
İçimde kalan yarım cümleleri,
yarım kalan beni tamamlarsın belki.
Bir göz göze gelişte anlatırız her şeyi.
Ne geçmiş kalır,
ne de kırgınlık.
Sadece "biz" kalırız belki.
Olur mu dersin?
Ama biliyorum, gelmeyeceksin.
Çünkü kimsenin dönmeye niyeti yok kırdığını onarmaya.
Sen de o sessizliğe gömdün bizi,
ben tek başıma konuşur gibi yaptım içimde.
Gönül Ne Zaman En Çok Kırılır, Bilir misin?
Gönül ne zaman kırılır bilir misin?
Sabırla, dişini sıka sıka…
Bir başına, hüzünle, yoklukla, acıyla o merdivenleri tırmanırken…
Bir umut, belki bir omuz beklersin.
Bir “yanındayım” sözü...
Ama duyduğun sadece sessizlik olur.
Gözyaşların, gecenin karanlığına karışırken,
sen hâlâ mücadele edersin…
İçin yana yana.
Sonra bir gün…
Hiç beklemediğin bir anda…
Tam da gücüm bitti dediğinde,
Karşına vefasızlık çıkar.
Senin için bir ömür harcadığın insanlar,
sana bir dakikalık anlayışı çok görür.
Ve işte o zaman...
Kalbin bir daha onarılmamak üzere kırılır.
İçin daralır, gözlerin boşluğa dalar…
Ve şu soru yankılanır içinde:
“Ben nerede hata yaptım?”
Neden bu kadar çok sevdim, neden bu kadar güvendim?
Kime değdim de bu kadar ezildim?
Bir cevabı yoktur bazen…
Sadece susarsın.
Kendini anlatmaya gücün kalmaz artık.
Çünkü anlamak istemeyenlere defalarca kendini anlatmak,
en ağır yorgunluktur.
Sen sadece iyi niyetliydin,
ama iyiliğini bile suistimal ettiler.
Sana bakıp bile göremeyenler oldu.
Varlığını yok saydılar.
Sanki hiç olmamışsın gibi.
Ve o an anlarsın…
Kırılmak sadece bir olay değilmiş,
bir süreçmiş.
İçten içe çürüten bir sessizlikmiş.
Artık eski sen değilsin.
Ve bu en çok seni acıtır.
SEHER AK
Ansızın
Ansızın bir haber gelir…
"Öldü" derler, sadece iki hece.
Ama içinde ne fırtınalar, ne sessizlikler saklıdır.
Cümle kuramazsın artık.
Konuşacak bir şey kalmamıştır.
Ne anlatacak bir anı,
ne de teselli edecek bir kelime...
Sanki hiç var olmamış gibi bir boşluk kalır ardından.
Elveda demiyorum.
Çünkü bazı gidişler zamansız,
ve bazı varlıklar unutulmaz.
Doyuramadım kimseyi hayatımda hem de tek bir insanı dahi ne acıdır. bunu cümlelere dökmek sevgide , saygıda ,hüzünde, mutlulukta ,hiç bir şey de doyuramadım göremediler . içimde kopan onca fırtınayı başkalarına yetmeye çalışırken bir baktım kendimi kaybetmişim…şimdi iste: oturdum bir köşeye yaktım bir sigara durup izliyorum. kaybettiğim çocuk sevinçleri mi , hayalleri mi, hüzünleri mi, mutlulukları mı, onları doyurmaya çalışırken kendimi kaybetmeme değmiş mi diye.